Felsefecilerin salı sinemaları sunumuna gittim.Jack'ın Yaptığı Ev filmini izliycez, film sonrası da bir arkadaş sunum yapacak. Salonlara sığmayan seyirci insana umut veriyor, bir sürü veledimle karşılaşmaktan mutlu oldum.
Film başlamadan yanımdaki arkadaşla lafladık "cep telefonlarına delirdiğimden sinemaya gitmiyorum"dedim. "Karaca sinemasının özel film gösteriminde yok bu sıkıntı"dedi.
Film 2.5 saatlik uzun ve ağır, metafor dolu pür dikkat izliyoruz yarım saat şahaneydik. Salon zamanı kısıtlı olduğundan antrak da yok, tabi ki telefon bağımlıları kaçınılmaz krizlerini geçirdiler.
Sağ yanımın yanı film boyunca sürekli mesajlaştı, filmin çekimini yaptı sosyal medyada paylaştı, habire yanıyor o belanın ışığı. Karaca diyen arkadaş bundan hiç rahatsız değil ben o tarafa bakınca şaşırıp bana baktı durdu.Sol yanımda ki elinde ergen gibi tuttuğu nal gibi telefonun nal kadar saatinin ışığı ful yandı. Arkamda ki teyze çalan telefonunu zorla bulup açıp konuştu.Ama flaşlı çekimler yapan arkadaş resmen tüy dikip beni çıldırttı. Filmin sonunda ki en baba kısmı anlamaya çalışırken sağ yanımdakinin tlfonuna vurup "kapat şunu" diye kısık sesle tısladım.
Sunum öncesi arada, tlfonuna vurduğum kadına "tlfonunuzdan ayrılamıyosanız gelmeyin böyle filmlere saygısızlık bu" dedim. Bomba yanıt "ben sizi rahatsız ettiğimi düşünmüyorum" dedi. Ha bunlar para verip gittikleri sinemalarda "otur evinde izle gelme o zaman para verdim ben istediğimi yaparım" diyen çemkirikler._Yanımda oturana siz rahatsız olmadınız mı? Ben kayboluyorum filmde dedi.Bundan rahatsız değilse Karaca'da nasıl yok der????
Kalktım yerimden dolaştım veletlerimle lafladım.Sinemacı veledim "bunlardan Karaca'da bile var"dedi. "Aha bunu duyduğum iyi oldu orada yok demişti az önce biri" dedim.Diğer veledim de "o flaşlı çekim de neydi yav"dedi. Bizi dinleyenler de isyanımıza katıldı herkes söylendi, yalnız hiç birimiz yüksek sesle arıza çıkarmadı, hakkımızı savunamayan bastırılmış topluma sağlam örnek olduk.
Şimdi sevgili Felsefeciler yaptığınız sunumların bayılanıyım,beni nezaretlerden toplayacaksanız bir sonraki sunumda saldırıp çantayla darp edeceğim bu bağımlıları. Ya da sizler kaliteli izleyici oluşumu misyonu üstlenip sunum öncesi uyarsanız "TELEFONLARINIZI KAPATINIZ 2 SAATLİĞİNE MEDENİ OLALIM" deseniz ve bu rica değil emir olsa.Çok mu zor? Saygı ile izleyelimin başlangıcı olun.
Siz Psikolog ve Psikiatrist veletlerim beni inceleyiniz ruhen yamulmuşmuyum, tedavim nedir?
Siz hukukçu veletlerim saldırırsam cezam ne olur kaç aydan başlarım yatmaya, içeri düşersem laptop ve internet serbest mi?
Siz basın mensubu veletlerim haber yapın, beni, mahkemelerde yalnız bırakmayın.
Ben en büyük korsancı olarak, görüntüler bazen berbat da olsa bordo koltuğumda huşu içinde filmlerime gömülmeye devam edeyim, toplumun huzurunu bozmayayım bari...
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Şubat 2019 Perşembe
16 Ağustos 2017 Çarşamba
Ötekileştirmek
Seksenli yıllar 12 eylülün sert yaşandığı zamanlar ilk ve son iş yerim şahane bir laboratuvar da dönemin sağlam ve güzel insanlarıyla çalışıyorum. Yeni birşeyler öğrenme keyfiyle çırpınıyorum bedende gereken ağır işimde çöp gibi bedenimle koşuşup duruyorum. Ağır solcular hepsi ilk ötekileştirmeleri de, bir sürü güzel şeyi de orada yaşadım.
Siyasi teorik alt yapımın olmaması, okuduğum kitapları tırt bulmaları, onlar dönemin ağırlığını günlük hayatlarına indirirken, benim neşeyi şarkıyı kahkahalı insanları sevmemi basitlik saydılar. Yıllar sonra bir dost yemeğinde iş dışından bir şahane solcu sonrasının şahane kapitalisti olan kadın "biz devrim için mücadele ederken aşkı sevişmeyi kendimiz olmayı atladık" diye de özeleştiri yapmıştı.
İçlerinden birine sallanpalı küpe taktırmanın, iyi bir kuaföre yılda bir kere saç kestirmenin insani ve güzel birşey olduğunu kabul ettirmem yılları buldu. Hep söylemişimdir solcuların evlerinde hiç görmedim, demokrasiyi özgürlüğü eşit muameleyi kendi yuvanda olmayanın olduğu dünyayı vaad ediyosun hiç kafama yatmazdı. Ev işlerini kadınların yaptığı devrimciliği hiç sevemedim.
Yıllar sonra sallanpalı küpeleri takabilen "biz napıyoruz" diye sordu kendilerine "ötekileştiriyoruz" diye de döküldü. Çok çarpıcıdır bu an hala mıh gibi aklımda.
Sonrasında yaşamda çok kez tanık oldum solcular sağlam ötekileştiriyorlar. Bu gün bu iktidarın en ince yeri ötekileştirdiklerimizi aldı bastı bağrına aidiyet duygusuyla kitleler koşturtuyor.
Dağcılara katıldık, bisikletçilere katıldık onların çoğunda da var bu ötekileştirme ve kadını meta olarak görme yavşaklığı tüm hızıyla sürüyor yaşamın heryerinde. Ama hiç biri solcuların ki kadar canımı yakmaz.
Çocukluğumdan beri sinema aşığıyım yoksulluktan, aile huzursuzluğundan dünyanın sorunlarından kaçıp filmlerle başka dünyalara giderdim. Okuma öğrendiğim andan itibaren de kütüphanelerden çıkmadım.Hala olsa Avrupa ayar kütüphaneler oraya her gün giderim.Kitaplar filmler hayatımı güzelleştiriyor yarım asırdır.
Bir sinema grubundayım sağlam film yorumları yapan şahane güzel insanlar var içlerinden bazılarıyla tanıştım yemekler yedim, çok mutlu anlar yaşıyoruz. Çok donanımlı olduklarından yazdıkları film yorumları afilli oluyor çok zaman da akademik edebi düzgünlükte filmlere bilgi saçıyorlar. Çoğumuzun ortak duygusu "yorum yazamayız altına ayol tırsarız saçmalarız diye korkarız" gibi caydırıcı hissiyatla sağlam takipçileriz.
Beni film yorumuna teşvik ettiler zorladılar tırsa tırsa iki film yorumladım tabi ki kendi dilimde kendi hissiyatımla. Anamm ilk filme dostumun dostu olan, lan öyle bi adamla nasıl dost bizimkiler hep şaşmıştım zaten de "herşeyi beğenen estet duygusundan uzak" diye giydirdi. Estet ne la diyemedim ortam nezih yöneticileri naif orada küfretmiyom la valla :D Estet nedir onu bile bilmem diye ince geri bildirdim de soft kaldı içimde kaldı, inşallah bir gün bir yerde denk gelir de sıçarım bacağına :D
İkinci filmi bir karışıklık olmuş başka biri daha yorumlamış yönetici birleştirmiş yorumları. İkinci yorumcuya arkadaşı güzelleme yapmış kocaman övmüş eyvallah. Benim yazdığım yorum onu hiç heyecanlandırmamış izleyesi gelmemiş, ama senin yorumunla hemen izleyeceğim demiş. Haydaaaaa arkadaşını övdün de beni niye gömdün layyynnn diye mekanını bilsem gidip basardım. O kadar delirdim inceden Allah benim belamı versin abi yapamadım fakirlik işte oxford vardı da ben mi okumadım hissiyatıyla bişiler yazdım. Ama daha da davosa film yorumlamam deyip kapadım kariyerimi :D
Ne gülüyonuz la piçus veletlerim, bunlar olurken insan arkamda durur, bi like bi yorum destek atar demi çoğunuzu neden ekledim la oraya akgezerler, dragonsuz sarıhatun gibiyim oralarda, gülme fırlatırım terliği ha :D
Gün oldu devran döndü ikinci abi elinde baltayla çam ormanlarına daldı aboooo dan dan indirdi çamları. Yoğun tartışma konusu oldu ben de bu yüzden okuyan şakşakçılığa transfer olduğumu söyledim. İyidir böyle karışıklıklar temizlik ve ferahlık getirir. Ama en beynimi yakan da burada yapılan "ötekileştirmeyi" anlayamayıp "ne oldu ki" diyenler. O kafada olmayı isterdim göremediğin için hiç bişi seni incitemezdi.
Bir zamanlar bisiklete zarar bir pezevenk bana "sen bisikletçimisin?" demişti. Onlar gibi şehirlerarası yurt dışı gezginliğim olmadığı için diyor. Ben de yooo değilim ki hiç bir zaman da bisikletçiyim demedim, "bisiklet şakşakçısıyım" demiştim. Oradan kalmadır bu şakşakçılık, kariyerim sinema şakşakçılığı mastırı ile devam ediyor. Ben yazar falan da değilim şurada varoş edebiyatı yapıyorum güldünse işe yaradım demektir :D
Kimseyi ötekileştirmeyin, herkes bir filmdir içinde bir sürü hikayeler barındırır hem de en yaşanmışından, onları görmeyi dinlemeyi öğrenin. Benim veletlerim hep ötekileştirmeyenlerdendir, yaş cinsiyet kariyer ayırmadan var olurlar, deneyin çok güzelleştiriyor insanı bu :D
Siyasi teorik alt yapımın olmaması, okuduğum kitapları tırt bulmaları, onlar dönemin ağırlığını günlük hayatlarına indirirken, benim neşeyi şarkıyı kahkahalı insanları sevmemi basitlik saydılar. Yıllar sonra bir dost yemeğinde iş dışından bir şahane solcu sonrasının şahane kapitalisti olan kadın "biz devrim için mücadele ederken aşkı sevişmeyi kendimiz olmayı atladık" diye de özeleştiri yapmıştı.
İçlerinden birine sallanpalı küpe taktırmanın, iyi bir kuaföre yılda bir kere saç kestirmenin insani ve güzel birşey olduğunu kabul ettirmem yılları buldu. Hep söylemişimdir solcuların evlerinde hiç görmedim, demokrasiyi özgürlüğü eşit muameleyi kendi yuvanda olmayanın olduğu dünyayı vaad ediyosun hiç kafama yatmazdı. Ev işlerini kadınların yaptığı devrimciliği hiç sevemedim.
Yıllar sonra sallanpalı küpeleri takabilen "biz napıyoruz" diye sordu kendilerine "ötekileştiriyoruz" diye de döküldü. Çok çarpıcıdır bu an hala mıh gibi aklımda.
Sonrasında yaşamda çok kez tanık oldum solcular sağlam ötekileştiriyorlar. Bu gün bu iktidarın en ince yeri ötekileştirdiklerimizi aldı bastı bağrına aidiyet duygusuyla kitleler koşturtuyor.
Dağcılara katıldık, bisikletçilere katıldık onların çoğunda da var bu ötekileştirme ve kadını meta olarak görme yavşaklığı tüm hızıyla sürüyor yaşamın heryerinde. Ama hiç biri solcuların ki kadar canımı yakmaz.
Çocukluğumdan beri sinema aşığıyım yoksulluktan, aile huzursuzluğundan dünyanın sorunlarından kaçıp filmlerle başka dünyalara giderdim. Okuma öğrendiğim andan itibaren de kütüphanelerden çıkmadım.Hala olsa Avrupa ayar kütüphaneler oraya her gün giderim.Kitaplar filmler hayatımı güzelleştiriyor yarım asırdır.
Bir sinema grubundayım sağlam film yorumları yapan şahane güzel insanlar var içlerinden bazılarıyla tanıştım yemekler yedim, çok mutlu anlar yaşıyoruz. Çok donanımlı olduklarından yazdıkları film yorumları afilli oluyor çok zaman da akademik edebi düzgünlükte filmlere bilgi saçıyorlar. Çoğumuzun ortak duygusu "yorum yazamayız altına ayol tırsarız saçmalarız diye korkarız" gibi caydırıcı hissiyatla sağlam takipçileriz.
Beni film yorumuna teşvik ettiler zorladılar tırsa tırsa iki film yorumladım tabi ki kendi dilimde kendi hissiyatımla. Anamm ilk filme dostumun dostu olan, lan öyle bi adamla nasıl dost bizimkiler hep şaşmıştım zaten de "herşeyi beğenen estet duygusundan uzak" diye giydirdi. Estet ne la diyemedim ortam nezih yöneticileri naif orada küfretmiyom la valla :D Estet nedir onu bile bilmem diye ince geri bildirdim de soft kaldı içimde kaldı, inşallah bir gün bir yerde denk gelir de sıçarım bacağına :D
İkinci filmi bir karışıklık olmuş başka biri daha yorumlamış yönetici birleştirmiş yorumları. İkinci yorumcuya arkadaşı güzelleme yapmış kocaman övmüş eyvallah. Benim yazdığım yorum onu hiç heyecanlandırmamış izleyesi gelmemiş, ama senin yorumunla hemen izleyeceğim demiş. Haydaaaaa arkadaşını övdün de beni niye gömdün layyynnn diye mekanını bilsem gidip basardım. O kadar delirdim inceden Allah benim belamı versin abi yapamadım fakirlik işte oxford vardı da ben mi okumadım hissiyatıyla bişiler yazdım. Ama daha da davosa film yorumlamam deyip kapadım kariyerimi :D
Ne gülüyonuz la piçus veletlerim, bunlar olurken insan arkamda durur, bi like bi yorum destek atar demi çoğunuzu neden ekledim la oraya akgezerler, dragonsuz sarıhatun gibiyim oralarda, gülme fırlatırım terliği ha :D
Gün oldu devran döndü ikinci abi elinde baltayla çam ormanlarına daldı aboooo dan dan indirdi çamları. Yoğun tartışma konusu oldu ben de bu yüzden okuyan şakşakçılığa transfer olduğumu söyledim. İyidir böyle karışıklıklar temizlik ve ferahlık getirir. Ama en beynimi yakan da burada yapılan "ötekileştirmeyi" anlayamayıp "ne oldu ki" diyenler. O kafada olmayı isterdim göremediğin için hiç bişi seni incitemezdi.
Bir zamanlar bisiklete zarar bir pezevenk bana "sen bisikletçimisin?" demişti. Onlar gibi şehirlerarası yurt dışı gezginliğim olmadığı için diyor. Ben de yooo değilim ki hiç bir zaman da bisikletçiyim demedim, "bisiklet şakşakçısıyım" demiştim. Oradan kalmadır bu şakşakçılık, kariyerim sinema şakşakçılığı mastırı ile devam ediyor. Ben yazar falan da değilim şurada varoş edebiyatı yapıyorum güldünse işe yaradım demektir :D
Kimseyi ötekileştirmeyin, herkes bir filmdir içinde bir sürü hikayeler barındırır hem de en yaşanmışından, onları görmeyi dinlemeyi öğrenin. Benim veletlerim hep ötekileştirmeyenlerdendir, yaş cinsiyet kariyer ayırmadan var olurlar, deneyin çok güzelleştiriyor insanı bu :D
16 Şubat 2017 Perşembe
Bordo Koltuktan Newyork'da ki Eskiciye
Dün gece acaip bir an yaşattı bir arkadaşım bana. Gece saat 24 de Newyork'tan görüntülü aradı "bak yürüdüğüm sokağı gösteriyorum sana" dedi yürümeye başladık. Oysa ben her zaman ki gibi bordo koltuğumdayım ama 25.ci cadde de yürüyoruz. "Burada şöyle dükkanlar var, bak bu da dün mavi fincanı
aldığım eskici" dedi içeriye girdik (film gibi rüya gibi acaipti) alt katı gezdik, bir sehpa üzerine konuştuk "ebru mu onun üzeri" dedim, yaklaştı sehpaya (yani telefonu yaklaştırıyor ama kameraman gibi.) "Yok mürekkeple yapılmış galiba" dedi krem renk üzerine uçuk kırmızı ile ince ince çizilmiş resimler olan 65 dolarlık bir sehpa. O anda anı oldu ben de o sehpa mavi çay fincanlarıyla kayıtlarıma girdi bir daha unutmam. "Bak o fincanların tabaklarını toplamış almış birileri iki fincan kalmış" dedi.
Üst kata çıktık (çıktık diyorum ayol Black Mirror bölüm ben sanki ), evlerinden herşeyi bağışlayan insanların eşyalarının satıldığı bir eskiciymiş burası eski elbiseler, kitaplar hepsinden konuştuk mır mır yanyanaymış gibi. Sonra evine geldi bir birimizi uğurladık.
Işıklar yandı film bitti, uyandım rüya bitti ve ben bordo koltuktayım, laynnn Newyork iyiydin ışınlanıp gidip geldim :)
İlk görüntülü konuşmam değil Londra ve İsviçre'de yaşayan dostlarımla görüntülü konuşup kahveler içerim karşılıklı laflarız, teknolojinin bu çağına yetişmiş olmaktan mutluyum. Newyork'da ki görüşmede acaip olan, sokaklarda eskici de falan gezmek ve burada gece yarısıyken orada akşam üzeri olması, havanın güneşlik olması ilginçleştirdi olayı.
Benim çocukluğum kütüphane basamakların da görevli memuru beklemekle geçti, durmadan okuyan mahallede benim gibi kızın olmadığı bu yüzden yalnız okuduğu kitaplarla başka dünyalara kaybolan bir çocuk olarak büyüdüm. Sonra sinemaya aşık oldum yine benimle pazar günleri sekiz film seanlarına gelen kız arkadaşım olmadı hiç yine yalnızdım.
Kızlar evcilik oynar kanaviçe dantel yaparlardı (dayatılan kadın olma halleri) hepsini denedim ve çok sıkıcı buldum dantelde kanaviçe örgü hepsini bilirim, yaparım da ama seni bir yere götürmüyor ki kitaplar filmler gibi uçurmuyor başka dünyaları tanıtmıyor. Hep aynı yerde oluyorsun düşsüz hayalsiz çok manasız gelmişti. On yedi yaşıma kadar sokaklarda oynadım, oynamak hareket etmektir, bir kız için Manisa'da on yedi yaşında sokakta olmak o yıllar için aykırı duruştu.
Şu anda da kabul günleri yaşdaşlarımın dernek toplaşmaları (bulamadım manyak yaşdaş grubu) darlıyor beni. Kitaplar dergiler filmlerle günlerce evden çıkmadığım oluyor. Hava güzelse sahile çıkmak bu şehirde en sevdiğim kişisel aktivitemdir.
Ben ne kadar küçücük yaşama kozamı kursam da etrafıma doluşanlar beni bir sürü ülkeye taşıyor. Veletlerimin çoğu kıçları yer görmeden geziyorlar, çok da güzel anlatanları, hikayeler taşıyanları var. Ben sanki bordo koltuktan dünyaya bağlanıyor gibiyim, en etkileyicisi de akşam ki perfonmans oldu.
Dün akşam için teşekkürler velet ruhlum, velet deyince bir daha aklına yaramaz erkek çocukları gelmesin olur mu? Veletliğin cinsiyeti yaşı olmaz, sıradanlığa kafa tutmaktır, farklı olmaktır, dayatılana çok da itaatkar olmamaktır, gibi bir sürü anlam yükleyebiliriz :)
aldığım eskici" dedi içeriye girdik (film gibi rüya gibi acaipti) alt katı gezdik, bir sehpa üzerine konuştuk "ebru mu onun üzeri" dedim, yaklaştı sehpaya (yani telefonu yaklaştırıyor ama kameraman gibi.) "Yok mürekkeple yapılmış galiba" dedi krem renk üzerine uçuk kırmızı ile ince ince çizilmiş resimler olan 65 dolarlık bir sehpa. O anda anı oldu ben de o sehpa mavi çay fincanlarıyla kayıtlarıma girdi bir daha unutmam. "Bak o fincanların tabaklarını toplamış almış birileri iki fincan kalmış" dedi.
Üst kata çıktık (çıktık diyorum ayol Black Mirror bölüm ben sanki ), evlerinden herşeyi bağışlayan insanların eşyalarının satıldığı bir eskiciymiş burası eski elbiseler, kitaplar hepsinden konuştuk mır mır yanyanaymış gibi. Sonra evine geldi bir birimizi uğurladık.
Işıklar yandı film bitti, uyandım rüya bitti ve ben bordo koltuktayım, laynnn Newyork iyiydin ışınlanıp gidip geldim :)
İlk görüntülü konuşmam değil Londra ve İsviçre'de yaşayan dostlarımla görüntülü konuşup kahveler içerim karşılıklı laflarız, teknolojinin bu çağına yetişmiş olmaktan mutluyum. Newyork'da ki görüşmede acaip olan, sokaklarda eskici de falan gezmek ve burada gece yarısıyken orada akşam üzeri olması, havanın güneşlik olması ilginçleştirdi olayı.
Benim çocukluğum kütüphane basamakların da görevli memuru beklemekle geçti, durmadan okuyan mahallede benim gibi kızın olmadığı bu yüzden yalnız okuduğu kitaplarla başka dünyalara kaybolan bir çocuk olarak büyüdüm. Sonra sinemaya aşık oldum yine benimle pazar günleri sekiz film seanlarına gelen kız arkadaşım olmadı hiç yine yalnızdım.
Kızlar evcilik oynar kanaviçe dantel yaparlardı (dayatılan kadın olma halleri) hepsini denedim ve çok sıkıcı buldum dantelde kanaviçe örgü hepsini bilirim, yaparım da ama seni bir yere götürmüyor ki kitaplar filmler gibi uçurmuyor başka dünyaları tanıtmıyor. Hep aynı yerde oluyorsun düşsüz hayalsiz çok manasız gelmişti. On yedi yaşıma kadar sokaklarda oynadım, oynamak hareket etmektir, bir kız için Manisa'da on yedi yaşında sokakta olmak o yıllar için aykırı duruştu.
Şu anda da kabul günleri yaşdaşlarımın dernek toplaşmaları (bulamadım manyak yaşdaş grubu) darlıyor beni. Kitaplar dergiler filmlerle günlerce evden çıkmadığım oluyor. Hava güzelse sahile çıkmak bu şehirde en sevdiğim kişisel aktivitemdir.
Ben ne kadar küçücük yaşama kozamı kursam da etrafıma doluşanlar beni bir sürü ülkeye taşıyor. Veletlerimin çoğu kıçları yer görmeden geziyorlar, çok da güzel anlatanları, hikayeler taşıyanları var. Ben sanki bordo koltuktan dünyaya bağlanıyor gibiyim, en etkileyicisi de akşam ki perfonmans oldu.
Dün akşam için teşekkürler velet ruhlum, velet deyince bir daha aklına yaramaz erkek çocukları gelmesin olur mu? Veletliğin cinsiyeti yaşı olmaz, sıradanlığa kafa tutmaktır, farklı olmaktır, dayatılana çok da itaatkar olmamaktır, gibi bir sürü anlam yükleyebiliriz :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
