14 Şubat 2013 Perşembe

Şekerim Zera

  Çocukluğumun en renkli en kötülük barındırmayan insanıydı. Sevdiği insanlara hitabının başına "şekerim"i eklediğinden lakabı "şekerim Zera" olmuştu. Zehra mahalle jargonunda yuvarlanınca Zera olur.


  Arabacı Mazlum agayla evliydi, çocuğu olmadığı için bir oğlan bebeği evlat edinmişler, sevgiyle büyütmüşlerdi. Bir evleri vardı, ama garibandılar. Mazlum aga sert yüzü gülmez  bir adamdı, sık sık döverdi kadıncığı. Mahalleli müdahale eder korurdu Zera'yı. Onca ah Mazlumu erken göçürttü. Valla sevinmiştik adamın gidişine, kurtuldu kadın diye, Zera'yı herkes severdi.

  Kurban bayramının fanatiğiydi. Buzdolabı olmadığından, etler hemen yenip biterdi. Annemle iyi anlaşırlardı, başlardı sormaya "Melaat kurban ne zaman abam ? " Bu soru on bir ay boyunca defalarca anneme sorulur. Annemde sabırla ne kadar kaldığını sölerdi. Yanıt hep aynıydı Zera'da. " Kurban gelse de et yesek Melaat, içim kurudu bu ,orospu patlıcanı yemekten " der, başlardı patlıcan yemeklerini saymaya.   Hakkatten ne çok patlıcan yeriz ayol biz Ege'liler.

   Yıllar sona onu Uşağın dağ köylerinden bir çobanla evlendirdiler. İbraam abide şahane bir adamdı, odun kırıp baktı onları. Ve nasıl güzel bir aşk yaşadılar, elele göz  göze . Ayıbımıza gelirdi utanırdık, onların bize çekinmeden yansıyan aşklarından. O zamanlar öyle rahatça yaşanmazdı sevgiler, ondan şaşırırdık da.

  Kız Zaraaa diye severdi İbraam abi onu, anamda babamda görmemiştim öyle güzel sevgi. O yüzden sıkça giderdim evlerine, sofralarına otururdum, tüp alamadığından odun ateşinde pişerdi yemekleri, çayları ,orospu patlıcan bile kebap gibi gelirdi bana :) 

   Uzun sürmedi, beş yıl gibi kaldı aklımda. Zera bir akşam fazla yediği makarnadan fenalaştı, hastaneye kaldırılana kadar gitti. Sanırım kalpten gitti. Tüm mahalle çok üzüldü. En çok İbraam abi, oğlan çekti gitti, evi de sattı. İbraam  evden tek kuruş almadan ayrıldı, dağlarına çobanlığa döndü. Duydum ki bir daha hiç evlenmemiş, zaten ilk evliliğiydi Zera. Beş yıl sona o da göçmüş gitmiş. 

  Yaşadıkları o beş yıllık aşk da, müthiş mutlu ve huzurlu yaşadılar. En büyük sevincim o olmuştur, onları her anışımda gülümserim.  

   O güzelim yer evini alanlar mütayitten üç daire aldılar. Lan senin hayat gibi, kader gibi içine edeyim. Ha o insanlar o dairelerde mutlu mesut, uzun yıllar yaşasaylardı ya .Hayaliydi Zera'nın "evi mütayite verecem bi dairesine seni oturtucam abam" derdi anneme, öyle de gönlü zengindi.

  Sevdiklerine kendi duasıyla şöyle derdi " Hamza babam sana binnn binlikkk versinn " Hamza baba da kim hala bilmem :) 

  Bana da Semral diyen tek insan dı. Bir arkadaşımın yazlığında anlattım bunları, çok andık onu. Sabah kalktım, arkadaşımın annesi rahmetli oldu o da, Hidayet teyzem Kuran okuyo "şekerim Zera'ya Yasin okudum" dedi .Onlar da her patlıcan yemeğinde anarlarmış şekerimi.

  İnsan iki kere ölür, bir bedenen, bir de seni anan son insan öldüğünde, ben yaşadıkça anacağım sevdiklerimi. Zera unutulamaz zaten, her yaz orospu patlıcanlarda göz kırpar bana ...

4 yorum:

Aşçı Fok dedi ki...

"Orospu patlıcan" :))))) çok tatlısın kadın.... Ne keyifli ne anlamlı anılar kaydetmiş belleğin, ne güzelsin.

Şerif Çetindağ dedi ki...

Turfanda diye almazsın şimdi sen, yerlisi çıksa da yesek. Özledim.

huseyin tekeli dedi ki...

Duygulandırdın gene beni...

Semra Çetindağ dedi ki...

Dostlar biriktiriyoruz hepimiz yaşadıklarımızı, içindeki duyguyu anlayansa kendi ruhumuzdur, ayarları düzenlenmeye çalışılmış benimizdir, fena insan değiliz bence biz :)