30 Nisan 2013 Salı

Kategorizeci Tipler

   Beni tanıyanlar bilirler, kadın olduğumu unutmayarak, (keşke onu da unuta bilsem, bu ülkede imkansız bu, yaşlanınca kurtulucam sanmıştım, öyle değilmiş anladım artık) hızlı ilişki kurarım. İsim hafızam vardır acık, bu da işi kolaylaştırır. Çok severim yeni insan tanımayı, yeni film, yeni kitap gibidirler benim için.

   Sonra bakarım kafaya uygun mu diye, uygun olan kopmaz zaten, sen aramasan da, o seni arar sorar, sızar yaşadığın anlara usulca. Uygun olmayan bencilleri, kara ruhluları, ölüm ve ölü severleri, iflah olmaz olumsuz düşünce üretenleri, ya sessizce olmadı yüksek sesle "yürü git hayatımdan" derim. Çok kez Şerif şaşar hala bana, onun tarzı değildir tüm bunlar.

   Spor salonunda da  sürdü bu normal olarak. Aldım bazılarını çay içmek için balıkçı barınağına gittik . Daha giderken demiş "ay ben hiç bilmiyorum buraları sosyete mekanlara takıldığımdan" lan iyi ki ben yoktum dediğin de,  yoksa son yıllarımın, en azılı oymasını yapmıştım .

  Az sona bi muhabbet anlattı, direk ispiyon karalama kışkırtma var olay da, donduk kaldık. Bastım fırçayı "bu nasıl bir dünya görüşüdür yav "diye, ama umurun da değil. Üçüncü bombasını patlattı "sen de balıkçılarla falan samimi olmuşsun buraya sık geliyorsun heralde " dedi. 
   Laynnn iki balıkçıya selam verdim, servis eden arkadaşla da şakalaştık, hepsi bu,  sanki masa masa gezip konsomasyona çıktım haaaa. "He sık gelirim mekan benden sorulur" dedim.   

   Direk mendil salladım o arkadaşa hayatımdan, gittiği yerde mutlu olsun, ben den uzak olsun.

   Başka biri de, varoş yaşayanı cahil, kaba, sorunlu aileler, sorunlu çocuklar, diye bahsetti yaşamın da zorunlu bulunanlardan. Düşündüm, ben de öyle bir ortam da büyüdüm, kaba değildi yalnız kimse bizim mahalle de. Şehrin ortasın da, yer evlerinin olduğu bir sokakta büyüdüm ben. Herkes aynı şeye sahipti, aramız da büyük uçurumlar yoktu . Üniversite mezunu bi kişi vardı, Hatçablanın kardeşi Hasan abi bi o. Sona okudu gençler hep. Bizi de öyle algılayanlar olmuşmuydu ki, hiç hissetmedim ömrümce . 

   Onları kategorize etmemelisin, yaşamlarında bir farkındalık oluşturabilecek gücün varsa, onu kullanmalısın. Öğretmenler, en çok onlar bir çocuğun hayatını değiştirir. Ben bu gün olduğum akla onların önderliğin de geldim, hepsine yaşadığım sürece minnettar olacağım.

   Bisikletin en güzel yanı budur, aylarca bi dünya etkinlikte birlikte olduğumuz arkadaşlarımızın, kariyerlerini, mesleklerini, maddi durumlarını, dinini, bilmeyiz sormayız da . Zengin olan da ucubik paralar ödediği bisikleri gözümüze sokmaz, almaz bile, (var mı lan aranız da, benim bisiklet şu kadar diyen? Duyarsam şerrimden korkun :) )

   Ben zaten oldum olası soru sorarak beni tanımaya çalışana gıcık olmuşumdur, ev teyzeleri yapar bunu en çok. Tanışırsın ilk sorusu çalışıyon mu? Nerede? Evin var mı? Emeklimisin? Maaş ne kadar alıyon?  Üç soru sona deliriyom, kibarca ama bok gibi bi sesle " ne çok soru sordun yahu sen, koca bulcaksan evliyim ben" diyip kadını şoka sokuyom bi daha sormuyo artık bişi :))

   Benim kuşağıma işaret parmağımı sallıyarak söylüyorum. Hayatın hırpaladığı, sistemin her gün düzdüğü gençlere çok soru sormayın. Bizim zamanımız da diye başlayan cümleler kuran insanları ben sevmiyorum düşün, onlar nefret ederler.Malınızı, bileziklerinizi şıngırdatarak anlatmayın, evde bi boka yaramayan kocanızı, matah birimiş gibi bize övmeyin. Sizin gelin, sizin damat bizi ilgilendirmiyor. Bitirilen okullarla adam olunmuyor. Siz bunları yaptıkça, ben de size laf kakalama doktoraları yapmaya devam edicem.

   Benim veletlerime söylüyorum 
 bunları yapan insanlara, ben dahil (yaparsam yani) çemkirin, "orada durrr" deyin, size öğüt verene "ben de öğüt çok, du bak bi tane size de verem" deyin. Olmadı "bizim bi Semra Abla var" deyin benim ağzımdan repliklerle, sıçın sıvayın :)))

  Hepinize birden söylüyorum, insanları kategorize etmeyin, sevdiklerinizi yanınıza alın, sevmediklerinizi hayatınızdan uzağa atın, ama YARGILAMAYIN ...

   

26 Nisan 2013 Cuma

Ömrümüze Şahit Olanlar

   "Aldığım yolun uzunca bir bölümünü bilen, gören kimse kalmadı yaşayan. Kendime şahit bir kendim kaldım." Nermin Bezmen'in "Sır" romanından alıntıdır bu sözcük. Deldi geçti ruhumu. 

   Akşam karamsar bir arkadaşla konuşurken sordum "Ana, baba, kardeş yakın dost kaybı yaşadın mı?" diye. İnsanın yaşamını derinleştiriyor kayıplar. O da "kendimin ölebileceğini yaşadım sert bir hastalıkla" dedi. İkisi aynı şey mi çok anlayamadım ama, sevdiklerin birer birer giderken yanlızlaşıyorsun, aldığın yolun şahidi kalmıyor . Yaşlılık böyle bir şey sanırım, kendinden başka şahit kalmaması.

   Ağbimle ne zaman beraber yemek yiyip,  rakılansak, tüm eski anılarımızı bir bir temize çekeriz, tüm sevdiklerimizi tek tek anarız. Kah ağlar, kah kahkahalarla güleriz. İkimizden başka kimse kalmadı, ömrümüze uzun yıllardır şahit olan.

   Yeşim Beckman'ım çok sever eskileri konuşmayı. Uzun uzun anarız. Gözlerimi doldurdu geçen de "sen benim en eski anılarıma sahip tek kişisin, anlamın büyük" dedi. Onun da anne baba gitti. Kardeşle çok uzak düştüler. Bu yüzden anı taşıyanlar, ömrümüz de çok değerliler ve azlar.

   Sizi çocukluğunuzdan bu yana tanıyan, muhabbeti güzel insanlara özel vakit ayırın, gidin onlarla laflayın, eskileri anın. Ama ruhu neşeli olanlarına heee, bir de mezarlık bekçileri vardır, sakın sokulmayın onlara. Onların alınlarında koca ışıklı bir tabela, yanar söner hep "kıçınıza pamuğu tıkayacaklarrr" yazar.
Lan sanki ben kazık çakacam diyorum da, sen ne halt etmeye durmadan sölüyosun ki bunu. Neşeli muhabbeti yoktur, hep ölmüşleri anar da, o ölmüşün bir tane kahkaha dolu anısını taşımaz sana. Ölü ve ölüm seviciler derim onlara, kaçın onlardan, hemmen  :)

   Antik Kentler Turunun 2cisini yaptı Olcay'ım, İzmir'in gururu oldu. Katılamıyoruz kızımızın sınav durumundan dolayı. Birinci gün korsan takıldık peşlerine azcık. Pırıl pırıl gençler gelmiş ülkemin dört bir yanından, tanışma fırsatım oldu çoğuyla.
  İçlerinden bir kaçı tam velet, anında sokuldular, bizim makara ve keyif yanımızın kokusunu alıp, dibimiz de bittiler. Karışıp gittiler içimize, sanki yıllardır tanışıyomuşuz gibi. Kısacık eşlik ettim, ayrılırken bisikletimi kenara çektim, yüzlercesi akıyor, ben "iyi turlarrr" diye bağırıyorum.  Ömer'de bana bağırıyor "Sultanımmmm" diye. Baktım hayat sever Secom'la kanka olmuşlar bile. 

   Bu anlattığım gençler HAYAT tutkunu, anında iletişim kuran, muhabbete katılan, kahkahalı ruhlar. İzmir'de bir sürü iz bıraktılar. Aynı turda olup, sessizce bisikletine binip geri dönenler ise, ne kadar iz bıraktı bilemem, ama çok olmadığına eminim. Her yerde size gülümseyen insanlarla ilişki kurun, sohbet edin, iz bırakın, iz bırakmalarına izin verin.

   Bir kaç bayan arkadaşım da, bir kaç kişiye böyle yapıp olumsuz tepki aldıklarını söylediler ve şimdi kimseye sokulmuyoruz, içimize kapandık, dediler. Lan arkadaş, iki kişi için 98 kişiyi de yakıyosunuz, nasıl bir bakış açısıdır bu  demiştim. 
  Yüz kişiyle böyle konuşsan, en az ennn azz yirmisi hayatınıza neşe saçarrr. Laynnn vaz geçmeyin ilişki kurmaktan, sevişmiceksiniz alt tarafı sadece konuşacaksınız, (he sevişecekseniz de, o sizi bağlar ben karışmam)  dünya güzel insan kaynıyor onlar da bizi arıyorlar.

   Annemin lafıyla bitirelim "HAYATA DÖN YÜZÜNÜ, PAYINA DÜŞENİ ADAM GİBİ YAŞA" dedi bana, ben uğraşıyom hala, çok faydasını gördüm, siz de uğraşın buna değeceğini göreceksiniz :))

   

19 Nisan 2013 Cuma

Bir Daha Gidemeyeceğim Yerler

   41 yaşımda on sekiz ay dolu dolu dağlarda gezdik. Dört mevsim her pazar sabahın köründe gidip akşamın karanlığında döndük. İnanılmaz anlar yaşadık, her hafta  başka tarafından tırmanılan Spil, Yunt, Yamanlar dağlarının manzaralarında mest olduk. Bir kez de  Murat dağına konaklamalı gittik. 
   O manzaralarda transa geçerdik adeta, kendi gücünle güzele ulaşmanın derin hazzı da eklenince, başka türlü bir baş dönmesi yaşanıyor o anda. O zevkin miniciğini tattığımdan, dağcıları çok iyi anlarım, müthiş bir zevktir gücünle tırmanılan, zirvelerdeki doyumsuz manzaralar, tırmanıştaki yaşanılan unutulmaz anlar.

   Çok geç başlanıp, bedenen de çok güçlü olmayınca meşakatli olurdu benim için. Çok kez çantamı taşırlar, beni sopasının ucuna takıp çeke çeke götürürdü sorumlumuz Nurullah Candan . Ayak bileğin de ciddi bir sorunu vardı onun da, sonra yavaş yavaş gelememeye başladı, ameliyat olup dağlara veda etmişti. Onunla aynı derin hüznü de yaşardık, bir tür dağları vedayla gezdik o sene .

   Zorla çıktığım tepelerde, bir kayaya oturur, manzarayı derin bir hüzünle seyrederdim. Oraya ilk ve son gelişim olduğunu bilirdim. Oturduğum yerdeki kayaları, ağaçları sever vedalaşırdım. Bir daha göremiyeceğim manzaraları zihnime nakşederdim. 

   Yaşlandığımı ilk o zaman duyumsadım, ömrümün 4o yılı geride kalmış, yapacağın şeyler kısıtlanıyor, hem bedenden hem zamandan dolayı. Hiç yaşamamış olmaktansa, tatmış olmaktan tabiiki çok mutlu olsam da, hüzünde o mutluluğun kıyısında hep vardı.

   Sonra tam yaşlandım lan artık, yürüyüş, aerobik, step bunlar yeter bana derkennn, gümbür gümbür bisiklet girdi hayatıma. Haydaaa yine aynı duygu da peşimde, kulağıma fısıldayıp duruyor "sen bu rampaları çıkamazsın, hehehe bu katıldığın büyük tur son" diyor hiç susmadan piç kurusu. 

   Haklı olduğu çok şey de var yani o piç kurusunun. Katıldığım uzun kamplı turlardan deli zevk alsam da, çok zaman dolmuş muavini olup, şöförlerin "bizim dolmuşa bin abla" dediği neşeli insandan öteye geçemedim. Kendimle dalga geçen biri olduğumdan hüzüne tekme atıp acaip eğlendim de. Ama orada o yolları babalar gibi  geçecek birinin hakkını yedim duygusu bir daha katılmama sebeptir.

  Yine aynı hüzünle vedalaştım en büyük hüznü de kapadokya da yaşadım. Kapadokya gibi bir cennette bisikletimle var olup dolmuşun has yolcusu olarak tamamladığım tur sonucunda bu duygularımı tur organizasyonundan Gürol Caydaş'a anlatmıştım o da "niyet önemli, sen gel, biz seni teknik ekibin motor arkasına koyarız" diye moral vermişti.

   Bisikletin en güzel yanı da bu, hep kendi beden gücüne  göre rota koyup orada gidip gelebiliyorsun. Tanıştığım beni Kraliçem, Sultanım diye seven şahane yürekli gençlerim, o rampalarda, hemen gelip sırtımdan itip yardımcı oldular her zaman. Bisikletten sağlam düşüp de, korkudan  bıraktığım da, telefonlarla mesajlarla "biz de düşüyoruz geri dön" deyip ikna ettiler, koruyup kolluyorlar hala.  

  Evet bir daha gidemiyeceğim turlar, çıkamıyacağım dağlar olsa da, hala yürüyebileceğim yollar, gideceğim yeni yerler var. En heyecan verici yanı da, tanışacağım cepleri hikaye dolu YENİ İNSANLARın beni bekliyor olması. Hayatının  boş tarafına ağıt yakan, sirke ruhlu çekilmez insanlardan olmayın. Yaşamınızın dolu yanına şaraplaşan ruhunuzla, övgüler sloganlar yaratın.Unutmayın, yaptığınız en küçük spor, sizi sağlıkla uzun yıllar bir yerlere taşıyacaktır.

   Bir daha gidemeyeceğim yerlere hüzünle selam verip, bekleyen yerlere de bekleyin uleynnn GELİYORUM dedim bile :)) 

  

15 Nisan 2013 Pazartesi

28 Yıldır Evli Olmak

   28 yıl önce bu gün evlendik Şerif'le, tanışma nişanlılık da bir yıl 29 yıldır kıç kıça ömür geçirdik. Birbirimiz de bulduğumuz ana karakterlerin aynen yerin de duruyor olması (yav benim yazım bu biz biz demicem valla, germe beni Şerif) derin pişmanlıklara sürüklemedi bunca yıl.

   Anne evinden (baba evim değildi, anne evimdi) 24 yaşımda çıktım, en uzun süre beraber yaşadığım insan ünvanını aldı ömrümden. Hiç anlamadan geçti bunca yıl şu anda düşündüm de vayyyy lannn ne sıkıcı demi ? Yav sıkılacak zaman da kalmadı. Aynı iş yerin de tanıştık, evlendik, şakkadak çocuk sahibi olduk.

    Evliliğin 3 yılı çocuk yapılmamalı bence, iki kişi birbirlerini yaşamalılar sevgili olmalılar. Biz çocuk büyütürken birbirimizi kaybettik, uzun yıllarca hep ana baba olduk. Ben buna çok zaman isyan etmiş, arızalar çıkarmışımdır. Çocuklarımızı ikimizin de çok sevmesi, onların büyümelerini beraber izlemek isteğimizin gücü, evliliğimiz de çıkan sorunları hep yendirmiştir.

   İzmir ve Bisiklet başka bir sayfa açtırdı bize, hem beraber hem ayrı ayrı olabiliyoruz bisikletle çıktığımız yolda. Yeni dostlar doluştu hayatımıza, neredeyse tamamı siz birlikte çok güzelsiniz. Sakın ayrılmayın diye, şakasına bile izin vermez oldular. Murat "bak gözlerim doluyor söleme öle şeyler" dedi bi gün. Pınar sarıldığın da kulağıma fısılda dı "beraber çok güzelsiniz sizi birbirinizsiz düşünemem" dedi. Şaşırttılar beni sanırım nedeni şu olabilir. Hızla tüketiliyor her şey, evlenmekte boşanmakta, sevgili değiştirmekte, çok hızlı yaşanıyor. Uzun yıllar tanık olacağımız şeyler bize güven ve sıcaklık veriyor. Anıt muamelesi mi yapıyor lan bunlar bize yoksa ? :)

   Yabancılaşmanın hız arttırdığı dünya da, uzun evlilikler de beklentilerin karşılanmamasından doğan kırgınlıkla, birbirlerine küs gibi, ayrı dünyalar da yaşamaları, bizim gençlerimizi gelecek adına üzüyor ve inanacakları sahici birilerini görmek istiyorlar. 

   Biz de zamanla bir birimize saygı sınırında, laf geçirme ustası olduk. Turlarda bildiğin dalaşıyoruz offf laflar hava da uçuşuyo, "valla boşanalım" diye ben avaz avaz bağırıyom, hepsi gülüyorlar. Bir tek Burçak sordu bir gün özel olarak "siz gerçekten mi kavga ediyorsunuz, şaka mı yapıyorsunuz ?" diye. Gerçek olduğunu söylemiştik, saygı çerçevesin de olunca, herkese şaka gibi geliyor. Uzun evlilikler de sık raslanmayan durumdur sanırım bu. Benim annem babam da becerememişler di o saygıyı, 50- 51 yaşların da 33 yıllık evlilikten sonra boşanmışlardı, bir birlerine düşman olarak hem de.

   Diyeceksiniz ki evlilik güzel mi ? Biz başka türlüsünü yaşamadık ki, ben 24 Şerif 27 yaşındaydı evlendik, hangisi daha iyi bilemeyiz. Çok zorlayıcı zamanlar da yaşadık, birbirimizi yorup çok yıprattık. Hiç çocuklarımıza yansıtmadan iki kişilik derin mutsuzluklar yaşadık. Hep öyle güllük gülistanlık değil evlilik zor kurum. Bireyselliğinizi yok ediyor, sizi kurumsal kurallarla boğuyor yok ediyor, kendini korumaya alamazsan kişiliksizleştiriyor. Bunların hepsi evliliğe dahil. 

   Şimdi 28 yıl sonra küçük kızımızı 5-6 ay sonra kendi hayatına göndereceğiz, ilk kez yalnız kalacağız, ikimiz de korkuyoruz aslın da. Ama en sağlam oyuncaklarımız bizi yatıştırır "bisikletlerimiz" ve iki tekerli dostlarımız.

   Şerif'in sülalesin de boşanan bi tek dayısı var onu saymıyorlar zaten. Biz de boşanma yok dedi mi ben delirirdim. Layn aşiret evliğimi bu sen de ilk olursun sülalene derdim. Benimkiler boşandı çok da iyi oldu, gitmiyorsa bir tane hayatımız var, zorlamanın manası yok diye çemkirirdim.
   
   Neyse zamanla o kadar çok arkadaşımız boşandı ki, adama da normal gelmeye başladı. Bunları normalleştirene kadar 28 yıl geçti, bir 28 de dünyanın sonu değil yav , hayat bu her şey olabilir deriz. Oturduğumuz yerden dünya turuna çıkmak gibi bişi bu  :) 

   Sana kazık atmayacak, sadece sana değil, tüm canlılara saygılı, dünyanın gidişatına seninle aynı tepkileri veren, dürüst, merhametli  bir insanla, yaşanan onca yıl büyük konfor ve şanstır. Şerif seninle evlenirken SAYGI VE HUZUR istemiştim, sen SEVGİyle verdin bunca yıldır, tşkler birlikte yürüdüğümüz 28 yıl için ...   

      

13 Nisan 2013 Cumartesi

Ruhumuzdaki Derin Hüzünle Çarpışma

   Epeydir sesim soluğum çıkmıyor demi ? Derin bir hüzünle dağlanıyoruz şu sıralar. Uzun yıllardır iş arkadaşımız Haso, bir güzel insan, sağlam sağlık sorunları yaşıyor. Dellenmiş haldeyiz bir avuç insan, ne yapacağımızı da bilemiyoruz. 
  
   Biz 80 öncesi insanı, 80 sonasının yangınların da girdiğimiz iş yerimiz de, kendimizce iş komünü oluşturmuştuk. Ne mevki, ne mezun olduğun okul, ne aldığın maaş asla konuşulmadı. Lise mezunu ile Odtü mezunu zaman zaman aynı işi bile yaptı. Hiç yadırgamadan sorgulamadan hem de,  bu bir avuç insan, şu anda dört bir yana dağılmış olsak da, düğün ve cenaze alayı gibi olsak da ( son yıllar da ), hep dün ayrılmış gibi, bir araya hep  aynı sıcaklıkla gelebiliyoruz.

   Sadece Şerif ve Hasan kaldı aynı iş yerin de, onlar bizim son temsilcilerimiz olarak. Çok yalnız  olsalar da orada, dürüst duruşlarıyla hepimize iyi geliyorlar, arkamız da hiç olmazsa, zalimin zulmüne kale olacak ikisi (bir de yenilerden  Cüneyt katıldı onlara) diye .

   Şu anda herkes alarm halin de, ne yapabiliriz, nasıl yardım ederiz diye irtibattayız. Bu bile hepimizi ağlatıyor çok zaman. Yabancılaşmanın manyaklaştığı yıllar yaşıyoruz, o yüzden çok ama çok kıymetli bu duruş .

   Bu gün Şerif sabah dişçi de sağlam ellense de, attık kendimizi kocaman hüzünümüzle bisikletimizle yollara ( evveeettt yine Kaklıç yolları, layn dalga geçme, ben den başka yol çıkmaz, araba yok o yolda bi kerem ). Arca yetişip  katıldı,  sessizce aramıza .

   Yapımına tüm yaz şahit olduğumuz denize sıfır villanın sahipleriymiş yolda selamlaştık. Kaklıç'ı bilmiyorlarmış, geldiler bizimle. Kahve de sohbet ederken öğrendim o evin sahibi olduklarını, kocaman bir kahkaha attım " ayol daha dün bu evde insan yaşıyor mu? Bisikletleri bile yok? Napiiim böle evi lennn bi mangalı yanmıyo" dedim diye anlattım. Keşke başka bişi dileseymişim anam, ertesi gün karşıma oturdular. İkisi de Avukatmış, mütevazi esprili şaka kaldıran güzel insanlar. Çocuklarımız aynı liseden mezunlarmış. Epey lafladık, onlar geriye döndüler. Biz Arca ile Tuzçulu, Süzbeyli, Kuş cenneti yaptık. 

   Aldık balığımızı, balık satış sorumlusu, yandaki Yalın balık restoranının sahibi ile, balıkların temizlenmesini beklerken, şahane bir muhabbet yaptık. Yalın balık sahibi Yalın bey, yeni baba olmuş, hemen bize köpeoğlu mancası mezesi paket ettirdi ( beleş olm konsomasyonumuza saydı vallah ). Balıkçı da da "anaaa bitti mi Barbunlar tühh be" demiştim,  iri Barbunları saklamışlar  özel müşterilere, tabe ben emekçilerle kontak kurarım her zaman ondandır, satışçı abi içerden getirdi, seçti temizlemeye vermişti çoktan. Sorumlu da bize verildiğini görünce, pek bi memnun olduğunu belirtti, müdür ne de olsa  :) 

   Bisiklet kıyafetimle (geç oluyor zaman diye) hızla kızarttım balıkları yaptım, salatayı. Şerif de hızla kurdu sofrayı, kızımızla bi sürü şey konuşup, yedik içtik afiyetle. Kızımız odasına çekilince, Hasan odaklı içtik, lafladık, hüzünlendik, doldu gözlerimiz, içimiz de umutla ona şifalar diledik .

   Tüm bunları bir gün için de yaşadık ve bir kez daha anladık ki Dişçilerimiz de aynı şeyi söylemişler bu gün, bizim hayatımızı BİSİKLET  kurtarıyor. Üzerine binip pedala basınca, hayata HASSİKTİR LANNN diye biliyoruz. Hayat bize çok zaman  sağlam koysa da, yine bisikletin üzerine çıkıp ACIMA DI Kİ ACIMA DI Kİ  diyebiliyoruz. Hem de sizin kıçınızla güldüğünüz, Kaklıç kadarcık yerle (33 km len işte) yapıyoruz bunu . Valla bu gün hüzünle, 55 km bindik, kah güldük, kah hüzünden içimiz sızladı durdu . Hayat tam da böyle bir şey işte çok zaman. Hem gidiyosun, hem acıyo, gülüyo, ağlıyo, hepsi işte .

   Adam gibi sevin ömrünüz de bir kaç kişiyi, sağlam sevin,  beklentisizce, sırf o insanın güzel insan oluşundan dolayı sevin. Ve onlara bir şey olduğun da da avazınız çıktığı kadar ağlayın, onlara bir şey olmasın diye, inandığınız her şeyi yardıma çağırarak hem de...

   Nedense ben de şu anda fonda, alakasız da olsa. Yeni Türkü'den DESTİNA çalıyor. Size de fon olur belki ...

6 Nisan 2013 Cumartesi

Bisikletle Sıradan bir Cumartesi Günü

   Biliyosunuz (takip edenler) küçük kızımızın Öss (bizim için adı hala bu, eski nesil) si için, bir tür koçu gibiyim, evden o dersane de iken, nadiren çıkıyorum. Geçen de bir dostuma dedim, gün için de üç saat boş vaktim oluyor, bakıyorum tüm sevdiklerim karşıda,üç saatte gidip gelemem, burada olanlar çalışıyor, bir yere gidemiyorum bu yüzden. Şikayetçi değilim halimden.

   Hafta sonu hep beraber kahvaltı etmeye özen gösteririz daima. Cumartesi Şerif uzun tura çıkmıyo (pazar gidiyolar Rami ile) ama kaşındı, Kaklıç yapalım diye ki, ona yetmez o kilometre. Yazamadık bile Facee direk çıktık. Soner'i aradık o geliom dedi. Yolda bir bayan arabası ile beni durdurdu,(Şerif uzak ta duruyo) net bir şekilde sorular sordu, siz bana uygunsunuz dedi (hafta sonu öğleden sonraları tur istiyomuş) direk tlfonumu aldı. İşte budur arkadaş, hayran oldum Berrak'mış adı ne özgüven helal olsun.Bisiklet sizi grünür kılar, insanları size çeker örnek:1   

   Ben Soner'in yanına sürdüm Yasemin'in cafenin oraya. Şerif fotoğrafçı Coşkun'a hadi demeye gitti. Bi baktım yanında yol bisikletli genç bir arkadaşı alıp gelmiş Ali Haydar (örnek2) komiği de tanıyo sanıp bisikletini mi değiştirdin ? Diye soruyo, yanıt bomba "abi hayatımda aldığım ilk bisikletim bu ve biz tanışmıyoruz" :)) 

   Bizim  yaşlanmamız bile aynı laaan, ben de spor salonun da bir kadına "naber, geçen hafta yoktunuz " dedim. "Eşinize sordum kızınız gelmiş" dedim . "Kadın karıştırdınız sanırım" dedi. "Yok ya tanıyom ben sizi, karıştırmam" dedim . Böyle de bir özgüven heee bendeki de. Plates sonun da bi baktım sandığım kadın eşiyle,  "anaaa" deyip bir kahkaha attım, ve açıkladım, diğer benzettiğim  kadında, hep beraber güldük.Yaşlanmak ve bunamak böyle bişi işte, ömrümün sonuna kadar güleceğim, eksilen gençliğime, kendimle dalga geçerek . 

   Emre'mizin arkadaşımız bastık bağrımıza derhal, yola çıktık  ama  Şerif'le ikisi bizim tempomuzdan sıkıldılar, uzun zamandır bisiklet binmeyen Soner'le ben, huzur evi modundayız, darlandılar. "Siz gidin Kuşcenneti yapın (20 km fazladan bir yer orası, bilmeyenlere not) dönün Kaklıç'a gelin" dedim anında toz oldular.

   Yolda Süha'yı gördüm, bi öğrencisi ile (hehe kahveden sölediler valla klarnetçimiş öğrencisi) mis gibi bisiklet tepesindeydi, çok sevindim, uzun aradır binmiyo o da. Hızla geçtik selamlaşa bildik ancak.

   Sabah kalkışımdan beridir bir kafayı bulmuş hal var üzerimde, sanırım aldığım antihistaminik ile (kaşınma hapı)  alakalı, kahvede Kemal babam dedi "yarım iç kızım hapını" diye. Ne varsa tecrübede var yarım içicim bu gece. 

   Ali Haydar şahane bir genç adam,akıllı ne istediğini bilen, dayatmalara yeter uleyn diyo kendince, BİR BİSİKLET ALIP, SOKAĞA ÇIKMIŞ, İNSANLARLA İLİŞKİ KURUP, KONUŞUYO (benim sloganım bu ya, ondan büyük harf yazdım, hani okuyan biri de yapsın diye) açtığı kapısından bisikletle insanlar doluşuyo hayatına, eminimki aşk bile gelecek,   bıcı bıcı anlatoyooo ve bekarr, heyyooo ben bunu da evlendirmeye uğraşırım :)) 

   Zorrrla döndüm, neşem kıttı, halsizlik diz boyu, Bostanlı'da dağıldık, balığımızı, roka, marulumuzu alıp eve geldik (rakı evde vardı) kızımızı dersten çektik soframıza, her şeye ŞÜKÜR ETTİM taaa derinden ve yürekten. Hala duş alacak gücü bulamasam da, bisiklet kıyafetiyle size bunları yazıyo olsam da. Tşkler hayat, teşkler bedenim, tşkler bisikletim, bana verdiğiniz  güzelim cumartesi için ... 

3 Nisan 2013 Çarşamba

Kaşınıyorum

  Heee başlığı okur okumaz kaşıyalım mı dediniz, kolum uzun her yere yetişiyom elleşmeyin, kendim kaşıyom. On gündür küçük kızım ve ben kaşınıyoz. İstanbul'dan gelen büyüğü de zımbaladılar, o evine  gitti de kurtuldu. 
Bisikletçi doktorumuz dermotoloğumuz Yeşim baktı böcek ısırığı bu dedi, verdi ilaçları, önce antihistaminiği bile almadık," geçer lan ısırıkmış" deyip pomadları sürdük. Uyuz bit her bi boku geberten losyona bulandık, oniki saat öle kaldık, anlıyacağınız bir yığın kimyasala boğulduk. Geçmeyince Antihistaminik alınmaya başlandı. 

   Baktık kaşınmaya devam ediyoz evi ilaçladık, olmadı, iki kez profesyonellere ilaçlattık. Büyük kızım kafayı bozmuş doğal denge ile haşaratlara bile üzüldü "ne hale geldim ben, valla ağlıyacağım şu anda onlara" bile dedi. 
 Kedi manyaklığı vahim derece de artmış zaten, habire mıncıkladığı sokak kedileri tarafından ısırılıyo, yeni ısırılmış yine aşılanıyo şu anda. Beş kere olursa kuduz iğnesi, iki yıl korunacakmış "oh hepsini daha rahat mıncıklar severim" diyor, o da ayrı bir düşündürücü vaka, gidişatı iyi değil bu kızımın . 

   Bu arada mikroskop vardı çıkardık, elimizde fenerler, ne bulsak mikroskop altına koyuyoz. Henüz hareket eden ya da ölü bir vakaya raslamadık . Evimizi kutladım, kalorifer böceği bile çıkmadı. Gözle görülmeyenlere karşı ilaçlandı zaten .

   Isırıkların eski yerleri bile tam iyileşene kadar sürekli kaşınıyor. Neyse yatışmıştık . Geçti, yırttık dedik. Ben spor salonunda jakuzi, sauna, buhar yaptırıp bünyeyi iyice temizliyeyim kimyasallardan dedim.  Beni klor bile bozuyor o yüzden , hepsini hızlıca yaptım çıktım. Arkadaş beni o gece sabaha kadar delirtti bedenim, alerji gibi kırmızı kırmızı kaşındım durdum, sabah oldu ben oldum. 

   Sabah attım kendimi Yeşim'e "tam emin olalım, kan idrar hepsine baktıralım, tiroidlerine de bakılsın" dedi. Ben şaşırdım "sen benim tiroidim olduğunu nerden biliyosun" dedim. Yeşim hasta bakarken havada uçuyo gibi transa geçiyo, ağır ve sakin bir sesle "dana kadar yazdın ya bloğuna " dedi. Bastırılmış bir kahkaha attım odası inledi, bastırmasaydım kesin hastane inlerdi. Beraber de güldük, yazılır bu dedik. Hastası da, doktoru da, bisikletçi olunca güzel oluyo yahu.

     Kanlar alındı "fenalaşıyom ben bazen, az yatırın beni" dedim. O arada kafayı dağıtmak için diğer hemşire ile de geyik yapıyoz. Eli çok hafifmiş ustaca aldı kanımı, sakin çok tatlı hemşirem. Sona doktorun yazdığı iğneyi kaptım geldim, onu da yaptı. Tahlil sonuçlarını beklerken, o arada bisiklet demişim bi şekilde "derim her şekilde bisiklet muhabbeti açarım, ustayım o konu da ". "Benim babam da bisiklet biniyo adı Şemistan" dedi . "Aaa tanıyoz o da bizi tanır Şerif'i de tanır" dedim. Hadiii bi de onla geyik yaptık. 

    Tüm tahliller temiz çıktı, bi bok yok. İğneyi yedim zaten direk rakılı kafa yaptı, akşamı yaptım hastanede, tahlilleri bekledim uzunca. Doktoru iskeleye bıraktım, eve geldim bir de hapını salladım, ohhhh kafa misss, tak roman havasını oynarım o derece. Gece uyanmıyayım diye bir de yatarken içtim. Sabah meyhane de sabahlamışım gibi kalktım . "O son hapı içmicektim" bile dedim :)

   Sonuç mu? Yok bi sonuç, gözle göremediğimiz eski ısırık da beden de alerjik tepkiye sebep olurmuş ürtiker denirmiş bu olaya (bunu da öğrendim yav). Sauna patlattı belki de benim yatışmışları. 

   Şerefsiz haşarat kadın seviyo anam kızlarımla beni paraladılar, Şerif'i bir kez ısırdılar sadece. Ne olduğunu bilmediğimiz bişi yaşadık, bitti mi? Onu da bilmiyoz . Pencereler de tel de yok, dışarıdan mı geldi? Beş yıldır bu evdeyiz, yaşamadık böyle bişi  :(

   Bisikletçi olmak, gruplarla bisiklete binmek, herkese selam verip tanıyo olmak, aidiyet duygusu yaratıyor. Her meslekten insanla tanışmanı sağlıyor. Sağlıkçılar tarafından takdir ediliyosun. Rutin kontrolde kadın doğumcum "bisiklet binen kadın da kanser çok zor olur" bile dedi. 
 Tüm bunlar için yapacağınız şey basit, bir bisiklet alın, sokağa çıkın ve en önemlisi İNSANLARLA SOHBET EDİN ... 

31 Mart 2013 Pazar

Yalnız Sokağa Çıktım

 Bu gün  küçük kızımla kahvaltı yaparken, beklemediğim sert bir eleştirisi ile incindim, kırıldım, bir posta ağladım. Sona çamaşırları astım, aldım bisikletimi, sessizce çektim kapıyı çıktım evden.

   Pazar günü, hava şurup gibi, bahar delirmiş olunca Bostanlı sahili de çıldırıyor. Köpeğini alan, çocuklarını kapan, bisiklete patene kaykaya atlayan resmen istila ediyor, her santimini. Zorla aştım kalabalık barikatını, bisikletli bebişlere bakarken gevşemeye başladım. 

   Bisiklet formalı bir hatuna "hadi Kaklıç'a gidiyom gel" dedim, döndü takıldı peşime. Laflaya laflaya gidiyoz, köprünün iki yanı bisikletli doluydu, az yaklaşınca "Semra ablaaa" nidaları koptu. Vayy bizim veletlerden bi grup, haydeee muhabbetle bastık pedala. Kaklıç kahve de uzun bi çay, kahve , soda faslı kahkahalar içim açıldı gitti bile. Geç olduğu için herkes daha ileriye gitmek istemedi, aynı grup dönüşe geçtik. 

   Yolda bi arkadaş, elinde janti bi yol bisikleti ile yürüyo, durmadan "sorun var mııı ?" dedik. "Yok dedi" sona da "lastiğim patlak ama, yürürüm az kaldı" dedi. Zank diye durduk (sanki  ben yaparmışım gibi, havamı yesinler) Yıldız ben yaparım dedi, Derya bendeee yaparımm, dedi köprüye az vardı, oraya çöktüler. Vallaa çatır çatır yamadılar lastiğin, iki kocaman deliğini. Baktık  şaka kaldırıyor arkadaş,  eze eze kahkahalarla tamiri bitirdik. Aklı durdu adamın, bizim amazon Zeynalarından tırsmıştır :)

   Grubun çoğu tamir anında yola devam etmişti. İkisi daha iskelede ayrıldı. Ben ve Derya aldık biralarımızı, bizim mahallenin girişinde, sahile bir banka oturduk. Akşamın alacası çökerken, ruhumuzun alacasına daldık çıktık. Annesi henüz yeni "gidiyorum ben" dedi acısı taze, benim anne acım bayat, uzun bir  sohbet ettik. Akıttık hüzünü, umutlar yeşerttik. 
   Bir ara ağlaşarak sarıldık birbirimize, o arada geçen bir erkek grubunun şaşkın bakışını gördüm. Layyyn kessin lezbiyen sanmışlardır biziiii, valla elim ayağım karıştı. Velet arkadaşım birde güzel sarılıyo, yav ulu orta sarışmayak bundan sona adımız çıkıcek :P

   Gün ağlamalı başladı, kahkahalı sürdü, hüzünlü terapiyle bitti. Yalnız sokağa çıktım, bisikletimin getirdiği insanlarla, keyif aldım hüzün dağıttım. 

   Arkadaşıma da söyledim, bizi yaşamın yol ağızlarında bekleyen, bir sürü güzel insan var.  Sadece yürümeye devam edelim ve insanların bize ulaşmalarına izin verelim. Ruhunuzu çürütenleri de çıkarın hayatınızdan, yürüyün gidin ... 

   
   

22 Mart 2013 Cuma

Beni Size Yapılanlarla Kimseye Düşman Etmeyin

   Uzun yıllar sona, oku çalış dönemi bitince, eve kapandığım yıllar da, kadınları daha yakından tanımaya, çaba harcadığım bir dönem oldu . Yoksa ben düz mantık erkeklerle, daha rahat etmişimdir. 
Çocukluğum, sokakta tüm erkek oyunlarıyla geçti, çelik çomak, yakar top, 9 kiremit, toka, cambalik, futbol (kaleci olurdum), bisiklet (benim olmadı hiç verirlerse binerdim) . Çok az kız oyunu oynadım, evcilikler içimi bayardı benim hep.Şimdi nasıl 29 yıllık evliyim şaşırıyorum hala :) 

   Erkek Sanat'ın, Endüstri Meslek olduğu ikinci mezunlarındanım,okulda  600 erkek 60 kız, doğal olarak erkeklerle her türlü maskaralıkta vardım. İş yeri ilk girişim de 100 erkek tek ben, sona 1000 erkek, 10 kadın olmuştuk. Hep erkeklerle yaşamışım neredeyse uzun bir süre.

   İşten ayrılıp eve kapanınca, başladı apartman ve mahalle kadınları gelip gitmeye. Lan bi toplanıyolar öğlen gibi geliyolar, yiyolar içiyolar, çocukları yiyo, uyuyo, uyanıyo, sıçıyo, işiyo, ağlıyo akşama kadar oturuyolar. Kocalarını bir anlatıyolar arkadaş, anında adama düşman oluyom, sokakta görsem suratına tükürecek moda geliyom. Anaaa bi bakıyom daha akşam yemeğinden sona, girmiş kocasının koluna şen şakrak bi yerlere gidiyolar. Hayatlarındaki onlara kötü davranan herkesi anlatıyorlar, ama ilişkileri hiç kesintisiz sürüyo.

   Uzun süre anlamaya çalıştım bunların patolojilerini. Sonra baktım ki sadece kadınlar da değil, az da olsa erkekler de de var bu ruh zayıflıkları. Teşhisi koydum, uzun sürede bunlara napılacağını düşündüm. O kadınlarla o toplaşma işini anında bitirdim, bi de söledim yüzlerine "lan bi geliyonuz akşam sizi zor kovalıyorum, gidin gare kocalarınız gelecek" diye , içimden geçen her duyguyu, sorarlarsa sahibine de iletirim.

   "Laynn durduk yere kocalarınıza düşman ediyosunuz beni adamı tanımam etmem, anlatmayın bana bundan sona", diye o açıkları da tıkadım.Yürüyün gidin dedim. Sonra ruhu zayıfları tanıdım, (erkek, kadın) onlara hala acaip şaşırma dönemindeyim.

   Şimdi bunlar da kendilerini duygusal olarak  inciten arkadaşlarını anlatıyolar. Ama harbiden iyi anlatıyolar dakkada beni üzüntülerine yakın koruma atıyolar. Onlar adına üzülüyorum, kızıyorum, bu naif duygusal insanları inciten ruhlara, öfkelenip hayatımdan uzağa fırlatıyorum. Durduk yerde, duygusal kaoslara sürüklüyolar beni.

   Uzun uzun konuşuyorum incinenlerle, "sana böyle davranmasına izin verme, yüzüne söyle, bunu hakedecek napıyorum diye sor ? " diyorum. Yanıt da şöle oluyo genelde, "ben söyleyemem, söylerken elim ayağım titrer, bana da sormasın, o gerginliğe gelemem, sölesem nolacak, benim dememle düzelecek mi ?". Haydaa bi de buna üzülüyorum. Durduk yerde, incitenlere olumsuz duygular üretiyorum. 

    Anaaa,  sona bir duyuyorum ki, bunların muhabbetleri tam gaz sürüyo. Beraber bir sürü atraksiyonlar yapılıyor, çok zaman da bana söylenmiyo, hatta "sen onu sevmezsin, ben senle yalnız görüşürüm" olunuyo.

   Tıpkı akşam yemeğinden sona, kocasının koluna girip giden kadınlara baktığım gibi,  kocaman bir şaşkınlıkla kala  kalıyorum.

   Bu ruh hallerinden öğrendiğim şu oldu. Bunlar asla değişmezler, hatta mutlular bu ruh hallerinden, farkında bile değiller sana olandan. Sen söylediğinde seni kafayı yemekle suçlayan gözlerle bakıyorlar bi de haaa.  
   Alayına bi s....rrr olun, hayatımdan dedim. O ev kadınlarına koyduğum bariyerleri, bunlara da kodum. İyi ol mesut ol benden uzakta ol. Mutlu mesut, birbirinizin arkasından konuşup durun,  sizi bir yere taşımayan, bir şey katmayan, adına dostluk dediğiniz, ortamınızı paylaşınız.

    Valla tek kelime olumsuz yargım varsa, bisikletimden düşeyim, ben sizi severim. Bu olumsuzluklarınız dışında iyi insanlarsınız, ama bu ruh halleriniz bana iyi gelmiyor. Durduk yere düşmanlar ediniyom, hem de bana bişi yapmayan insanlara karşı, sayenizdeeee. 

   Şimdiii eğer bu yazıyı okuyorsan, bunları kulağına küpe yap , kendini tanırsın sen, bu kadını seviyosan eğer onu da azcık  tanıyosundur , Tersi pistir, sağlam telli, delikli zımba koleksiyonu sahibidir de ve, bana düşmanlar edindirme, ağzına sıçanları haklayamıyosan, bana anlatma .  Bir deee o insan hayatının,  sır olabilecek olumsuzluklarını, sana dostusun diye anlatmıştır "banaaaaa anlatmaaaaa, sırdaşşşş ol delikanlı ol  laynnnn" 

   Bu tip erkek ve kadınların, dolduruşuna gelenlerin evlilikleri de , kaynana gelin görümce senin ailen benim ailem kaosunda, cehenneme dönüyordur heee. Bu da aklıma şimdik geldi, vayyy beee dayanılmaz çile, düşmanıma dilemem.

   Sadece bana değil, kimseye yapmayın bunu, bu duygularınızı yenmeyi başardığınız an, kendi ruhunuzda bi kaç level atlamış olursunuz. İç dünyanız huzura yürür, daha keyifli, neşeli, GÜVENİLİR, insanlara dönüşürsünüz.

   Konuşacak çok konu var, sinema, edebiyat, spor,hele hele kendi ruhunuz umman, anlat dur sabahlara kadar, mest olur dinlerim. Anlaştık mııı ? Hadi gel bakam, bi makas alam, yine de bana fazla sokulmayın bu aralar. Hadi annem kendine kötü davrananlara  izin verme ...   

21 Mart 2013 Perşembe

Büyük Kızım İlk Göz Ağrım

   20 Mart dün büyük kızımın doğum günüydü. Annelik adına herşeyimin ilkini onunla yaşadım . Çuvalladığım anlarım çok olsa da, annemin yardımı, Şerif'in harbi paylaşımıyla, çok rahat büyüttük onu.

   Doğum doktorumuz arkadaşımız Hakan'dı, 9 eylül üniversitesinde  görevliydi, o zamanlar normal doğuma almıyorlardı orada. Ayda bir kez Konak doğum evinde nöbetçi oluyordu, o güne denk gelirse, o girecekti doğuma. Denk gelmezse bir arkadaşına yönlendirecekti. Tüm takibimi Hakan yapmış, başkasıyla doğuma girmek panik yaratıyordu bende. Arkadaş sıktım sıktım ayarladım, vallah o gün doğurdum heee :)

    Doğum yaklaşınca, sabahları annem gelir oldu yanıma, evde yalnız kalmıyayım diye. Geldi beraber  
tam kahvaltı yapıyoz. Bir işaret geldi, annemin el ayak  dolaştı ne yapacağını bilemez hale geldi. Çok şaşırmıştım, güçlü kolay dağılmayan bir insandı aslında annem. Eline fabrikanın tlf. numarasını tutuşturdum, karşıdaki Ecza deposundan Şerif'e tlf açtırıp gelmesini istedim (tlfların bu kadar yaygın olmadığı zamanlar diye, 50 yıl öncesi sanmayın çarparım heee ). Valizim günler önceden hazırdı, annem ona bile ağladı, aman da "kendiciği çantasını hazırlamış" diye. 

   İş arkadaşımız Ercan bir araba ayarlamış, Şerif annem Ercan ben Manisa'dan İzmir'e yola düştük. Arabanın eksik bişileri varmış, yolda trafiği görünce ceza yemeyelim, diye "doğuma gidiyoz" desem yutmaz polis, (benim karnım küçücük, hafif göbek ayarındaydı) "yat çabuk, battaniyeyi ört hastamız var" diycem dedi. Öyle yaptık, valla devam edin dedi polis.

   Vardık hastaneye ilk muayenemi yaptı Hakan ve yatırdı beni. Orada ağladım işte, dışarı çıkarıyorlar refakatçileri, ağrı odasında  yapayalnız oluyorsun. Ağlamama kıyamadı bir doğum bekleyen, teselli etmişti beni İzmir Kız Lisesinde öğretmenmiş. "İnşallah bana benzemezsin bir haftadır buradayım bir türlü doğuramadım" dedi. 
Aklım çıktı laaaan benim geldiğim yerde dinlediğim onca abuk sabuk doğum hikayelerin de böle bişi yoktu .
   O hikayelerde evde doğuranların uzun sürüyo hastanede şakkadak doğurtuyolar deniyodu. Sonradan öğrendim yav alayı efsane, kahramanlık destanı gibi, korku gerilim tadında anlatıyolarmış hep doğum öykülerini :)

  Arkadaş o toplu ağrı odası gibi, manyak bir deneyim yaşamamıştım hiç. Hakan anlatmıştı bu toplu ağrının normal hastanın psikolojisini bozduğu için ayrı odalarda olmalarına ikna etmeye uğraşıyorlarmış, hastane yönetimini. Kadınlar toplu halde tuvalette sigara içiyorlar, aralarında koyu sohbet kurmuşlar, bok kokuları eşliğinde. 

   İçlerinde 5. doğumunu yapacak, harbi koğuş ağası ruhunda, Dilber Ay model bir kadın, gözlerini kısarak, karnıma bakıp, bana "sen naapmaya geldin ?" dedi. Ben zaten iyice korkmuşum başıma ne gelecek diye. "Doğurmaya geldim" diye sesim zor çıktı. Alla allaa karnında küçücük deyip son moralimi devirdi kadın. Lan bakıyom onun karnı benim 4 mislim. "Kesin fare gibi bişi doğurcam" bennn diye ağlamaya başladım.

   Bir de kocası hastanede hademe olan bir kadın vardı. Bir tek gecelik kalıyo üzerinde, donu çıkartıyolar, ben sonuna kadar direnmiştim çıkarmadım yav. Arkadaş, o kadın ağrısından ortalığı birbirine katıyor, kendini yatakta oradan oraya atıyor, her atışında her yanı görünüyor, ömrümde anamı görmemişim çıplak bundan da hoşlanmıyorum.
 Dehşet içindeyim, kesin ilerleyen zaman da, bu kadının ki kadar büyük acı çekeceğim diye.
 Anaaa kadının kocası bi geldi kadın şakkadak sustu, bıdı bıdı lafladılar kocayla, adam gitti kadın yine aynı şiddette bağırmaya başladı. Adam uğruyo kadın susuyo, gidiyo çığlıklar atıyo, şaşıp kalmıştım.

    Lan fabrika gibi,durmadan yeni hastalar geliyo, gelen bi kaç saat bağırıp çağırıyo, bi gidiyo şak doğurup başka odaya alınıyor. Hastalar değişiyo, Öğretmen hanımla ben bekliyoz. Kadın bir de bir haftadır bekliyomuş, sinir bozucu o kimsesiz bekleyiş.

  Yeşim henüz tıpta okuyodu o da doğuma girecekti, alıp geldiler. Doğum uzuyo Hakan gerildi sezeyana alalım diyo, ama hastane başhekimi kadın doktor muayene edip onay vermesi lazımmış, hadi bi de onun için yattım o çıldırtıcı masaya (zor ikna ettiler, bunu red ettim bir süre yatmam diye ) 
 Kadın da bana soruyo, "basketçimisin?" hayır. "Voleybolcumusun?" hayır. Atletzmcimisin ? Hayır . Kadın kızdı sesi sertleşti "spor yapmıyomusun ?" hayır. "Neden?" diye gürledi. "Bende boyum daha çok uzar diye korktum ondan" dedim. Kadında Adile Naşit model, heeeeh şimdi oyacak lan bu beni derken. Kadın bacaklarımı yokladı, şap şap vurdu (heee taciz ediliyom, ne gülüyonuz len) "kaslara bak, bu beden aslanlar gibi, normal doğum yapar"  dedi miii sıçtık dedim. 
  Lan hangisi doğru Hakan'ın ki mi ? Kadının ki mi ? Allamm ölücekmiyim, ya çocuğum ölürse diye çok ağladım. 

   Kalabalık bir ordu ile 3 doktor bir sürü hemşire ebeler  bir doktor adayı, saltanatla doğuruyom ama nasıl bir dehşet ve korku içerisindeyim anlatamam.  Hehehe doktor adayı  Yeşim'i odadan attı Hakan. Çünkü, Yeşim duvara dayanmış çığlık çığlığa ağlıyordu Zekiyemmm diye. Ben onu gördükçe, doktor adayı ağlıyosa kesin ölüyom ben diye ağlıyorum, ağlamaktan nefes tekniklerine onca çalışmışlığımı kullanamıyorum. Sinüzitlerim şişmiş, burnum tıkanmış. Muazzam bir orkestra gibi, bağırışlar, nefes aalll, ıkınnn, hadiii geliyooo, telkinleri içinde herkes çalıştı o anda, güç bela doğurdum. Maşşallah tosun gibi di, ilk göz ağrım boy bos şahane, saçlar kulaklara kadar. Ama çok korkmuş ve morarmış doğdu, tüm gece da avaz avaz ağladı durdu.

  Ben de o kadar korkmuşum ki, Hakan "bebeği gördüğüm an seni uyutacağım" demişti. Yaptığı onca uyuşturucu ile Hakaan Hakaaan diye söylenmişim saatlerce. "Yahu bir deveyi uyutacak ilaç verdik, seni uyutamadık" demişti. Korkudan salgılanan adrenalinden bence . 

  Yeşim, annemle Şerif'e de bir travma yaratmış doğdu diye haber verecek yanlarına gitmiş habire ağlıyor, Zekiye diyo hıçkıra hıçkıra ağlıyo Allah demiş annem kızıma bişi oldu , o da başlamış ağlamaya, Şerif fenalaşmış.Yemin etti o gün, bi daha senin doğumuna girmicem diye. "Küçüğü bensiz mi doğurdun" olmuştu, ikinci kızımı gördüğünde ilk lafı :)

   Anneliğimin ilk heyecanlarını, ilk keyiflerini, ilk ergenlik tepelenmelerimi seninle yaşadım. Hiç bir gün pişman etmedin beni, iyi ki benim kızımsın, iyi ki ben doğurdum seni, büyüten anneannen oldu iyi ki. O yer evlerinin olduğu sokakta büyüdün iyi ki.

  Sağlıkla, henüz yaşamadığın mutlu anlarının çok olduğu ömrün olsun kuzum, AŞK zaten yaşam tarzın oldu bile. Nice yıllara BÜYÜK KIZIM ilk göz ağrım ...




  

18 Mart 2013 Pazartesi

İlişkilerin Matematiği Var mıdır ?

   Geçen gün sevdiğimiz bir bisikletçi dostumuzla laflıyoruz "eşimle tanışsan, onu da etkilesen, sosyalleşse, bir hobi edinse, içine kapandı çok" dedi. Frensiz içimden geçeni rahat konuştuğum bir dostumuz olduğundan, içimi döktüm . Size de aktarayım.

   Kendimi arama yollarında edindiklerim, beni mutlu bir insana dönüştürdükçe, çok sık duyar oldum bu istekleri. Veletlerim "annemle, teyzemle, ablamla tanışsan birlikte bisiklet binseniz" demiştir. Kuşağım "benim eşimle tanışsan bisikleti sevdirsen" demişlerdir. 

   Kendimde yıllardır uğraştığım, hala bir sürü yıkık dökük yeri olan ruhuma, tuğla, harç taşımaktan yorgunum. Öyle şakkadak gelinmiyor buraya. Geçtiğim, hala yürüdüğüm  yolun en sağlam izleyicisi Şerif'tir. Keşke anlatabilse (korkar ayol hoşuma gitmeyenleri söylerse başına geliceklerden ) hala depresyona girip girip çıkıp çıkamamalarımı.

   Bir insan "kendisi istemedikçe, kimse ona yardımcı olamaz, onu gelişmeye zorlayamaz, kendine kendinden başkası ancak destek olur, ama yolu sen bulur sen yürürsün" diyen de eşine yardımcı olmamı isteyen de dostumuzun bizzat kendisi.

   Kendinde aldığı yolu hayranlıkla izliyoruz. Beş yıldır tanışıyoruz. Günde 2-3 paket içtiği sigarayı bıraktı, içkiyi bıraktı, bisiklet sevdalısıydı zaten, uzun yollar yapmaya başladı. Her daraldığında, pedala bastıkça rahatladığını sorunlarını unuttuğunu anlattı. Asık suratlı, durduğu yerde duramayan sürekli hareket eden, oturamayan, her cümlen de içine darallar basan adamdan, sapsarı benizden, çökük bedenden mucize yarattı. Resmen YARATTI ve tek başına,  sadece bisikletiyle. Her gördüğümde alkışlayasım geliyor. Gülümseyen, keyifle uzun sohbetler yapılan, neşeli bir insana dönüşüyor hem de hızla. 

   Kimseye yardımcı olamayız, ancak onlar isterse seve seve tecrübelerimizi paylaşırız, o kadar, başka bir yardımımız dokunmaz. Eskiden herkesi değiştirebileceğime  inanırdım, şimdi hiç kimseyi değiştirmeye uğraşmıyorum değiştirilemezler ki. Dört tekerine takoz konmuş kamyonu itmeye benzer bu, kakıt dur gare tek milim kıpırdatamazsınız. Ömrüne emeğine yazık, ya oldukları gibi kabul edin, ya da hemmen kaçın oradan hemmen (sıkça kaçar oldum ben, arkama bile bakmadan )

   Bir de "bir arkadaşım var aynı sen, bir tanışsanız çok seversiniz birbirinizi"ciler var. Orası apayrı bir mecra "birbirimizi çok sevecekler" dakkada nefret ederiz birbirimizden :) 
   Çünkü, ikimizi seven insana şaşarız, diğerimizi de seviyor ya, "nassı iş lannn yanii bu, manyağın, sevimsizin, gerzeğin, iç kapayıcının, darlatan ruhlunun tekini de, beni de seviyor. Bir de birbirimize benzetiyor. Yuh artık diye, içimizden geçen altyazılarla, sonsuza kadar birbirimizi sevememe moduna  girmiş oluyoruz . 

   Ben tüm sevdiğim insanları, beklentisizce (birbirlerini sever, sevmez karışmam)  birbiriyle tanıştırırım, çok kez beni sallayıp birbirleriyle dost olurlar. Bu aralar bir veledimle bekarları eşleştirmeye uğraşıyoz "olur mu ki, uyarlar mı ki " diye. Ama henüz projemizden "tamam lan olur bak, bunları tanıştıralım" sonucu çıkmadı. Maşallah herkes, Bret Pit'le Adriana Lima peşinde,Dany de Vito'lar, Aliye Rona'lar bile :))

   İlişkilerin matematiği, kuralı yoktur . İçimizdeki duyarlı yerlere dokunanları severiz, tekmeleyenleri sevmeyiz, bu kadar nettir sonuç ...

15 Mart 2013 Cuma

Haşimato Ve Menopoz

   Haşimato hastalığı bulan Japon doktorun soyadıymış, adı Hakuru abi . Sekiz yıldır sallıyo beni sağolsun . Terletiyo, depresyona sokup çıkarıyo, donduruyo, pişiriyo, çok çalışkan çokk . Onunla kurduk tezgahı, bi minik hapı var, alıyoz azgın gidişine dizgin oluyo işte, idare ediyoduk da, hoooop menopoz giriş yaptı ufaktan.

   Onun da uzun bir giriş taksimi oluyor roman gibi haspam. Giriş, gelişme, sonuç hepsini başarıyla tamamladık da sonuç kısmında uzatmaları oynuyoruz daha . Müthiş atraksiyonlar yapıyorlar ikisi beraber, büyük aşkla bedenimde deli hayat yaşıyorlar.

   Menopozun gelişme bölümün de basan ateş ve fenalıktan hızla soyunmak için, yaz, bahar, kış olacak şekilde giyinmeyi öğrettiler ilk olarak . Ansızın çıkarıyosun üzerindekileri (çıplak kalmıyoz lan badi  giyiyom içime heralde ). Tuvalet ve soyunma kabinlerin de zor anlar yaşıyorsun, ateş ter fenalaşıyorsun kendini ecelsiz atıyorsun dışarıya.

   Müjde Ar anlatmıştı bir yerde, elbise deniyormuş bir mağaza kabinin de fenalaşınca atıyo kendini dışarıya.  Sütyenle bi çıkıyo adamın biride karısını bekliyomuş Müjdeyi görünce şoka girmiş adam "ömrü boyunca bir daha göremiyeceği sütyenli Müjde " diye dalga geçmişti . Aynen o hale geliyosun ben daha çıkmadım o halde yav :)

   Yaz kış sokağa çıkıyorsam, mutlaka bir hırka oluyo çantamda. Hayranım öle zırt diye tişörtle çıkana üşümeyene, pişmeyene. Ömrümce üşüdüm menopozla ısındım azcık da fenalaşmasan yanma anında şikayetim olmaz valla. Bu hale dayanamayan çok arkadaşım, hormon ilaçları aldılar kanser yapma riskine rağmen .

   En fenası evde hareketsizsem, dakka içinde üşü giy hırka ört battaniye, piş çıkar hırka aç üstünü. Laynnn bebek gibi battaniyeli geçiyo yıllarım cav sıcakta bile bir pike var aç kapa aça kapa. Kendimden soğuyorum te allaam yaaaa.

   Hep zayıf narin bir tipim ondan diye düşünüyodum. Geçen de spor salonunda, havuz başı muhabbetinde dört kadın Haşimatomuşuz (çok yaygın ha) ilaçlarımızı tokuşturduk. Birisi pehlivan gibi maşallah, o da battaniye aç kapa aç kapa olduğunu söyleyince, anladım ki bedenle alakası yokmuş. Sohbet az daha uzasa birbirimize hap uzatır hale gelirdik.  Hastalık tokuşturma günlerine giderdi o muhabbet.

    Haşimato menopoz aşkı yakıyor bizleri, du şu battaniyeyi örtem ayaklarıma, hırkamı da çıkaram. İşi büyüttüler şerefsizler, komple çalışmıyolar artık, bölgesel  başarılara imza atıyorlar,"al orayı sen yak, burayı ben dondurucam" der oldular. Sabırla tıpın ilerlemesini bekliyom, intikam yemini ettim kökünü kazıcam bunların :P

   Bunlar hastalık değil hayatın şakaları, forumların birinde gördüm kadın Haşimato diye kanser mi olucam deyip bunalıma girmiş yuhhh, ben dalga geçiyorum bedenimle her zaman. Sizde büyütmeyin, küçük sorunlarınızı yoldaş belleyin, dalga geçin hepsiyle. Hadi hadi sokağa çıkın, bisiklet binin, insanlarla sohbet edin, spor yapın haydeeee :))

14 Mart 2013 Perşembe

Doktorlarım

   Doktorlarımızı her zaman önce güzel insan olsun sonra doktor düsturundan yola çıkıp seçtik. Çok zaman insan hakları derneğinden bilgiyle ulaşmışızdır onlara.   

    Hep şahane donanımlı dost insanlara denk geldik. İşi büyütüp dibini çıkardığımız anlarımız çoktur . İlk kızımı doğurtan iki doktorla meyhaneye gittik. İkinciyi doğurtanın,  hayatında olan biten her şeyi paylaşırdı bizimle, muayene saatimiz, onun terapi saati olurdu. Sekreteri defalarca dışarıda hasta bekliyor diye uyarırdı .

   Mesela boşanmak için eşlerden biri istemiyosa, üç yıl ayrı yaşamanın şart olduğunu ondan öğrenmiştik. Sevgilisi vardı boşanamadığından evlenemiyorlar, yerleşik düzene geçemiyorlardı. Tam üç yıl doluyo, mahkemeye gidecekler. Eş arıyo bunu "tamam kabul ettim, onca yılın hatırına çoluk çocuk bir yemek yiyelim, arkadaşça bitsin bu iş" diyo. Yemekte  bir arkadaşları uğruyor az laflayıp gidiyo, kapıcı bir bahaneyle uğruyor. Ertesi gün mahkemede ikisi de şahitlik etmiş evine gidip geliyo diye. Boşanamadı sevgili de terk etti bunu. Şimdi değişmiş o kanunlar hep :)

   Kulak doktorum çok bilgili bir adamdı, akıntısı durdurulamayan kulaklarımı islah etmişti.  Almanya'ya gönderecekti beni ameliyata, biz para biriktirirken şak diye kalpten öldü. Taziye de karısının feryatları kanımı dondurmuştu. " Sedatttt Sedattt beni bırakıp nerelere gittin Sedattt (sevgi sözcüğümü bekliyonuz ben de bekledim de, yok anam yoook ) ben banka bilmem, hisse senedi bilmem, market bilmem, Sedattt beni bırakıp nerelere gittinnn." Feryatların güftesi aynen bu :(

   Laynnn adamı evi temizleyen kadın kadar sevmiş diye delirmiştim. Maşallah iki ayda zıpkın gibi borsacı oldu hatun. Sizi öyle mi seviyo diye, arada kontrol edin etrafınızdakileri :)

    Psikiatrist'te ilk tedavimi oluyom, kadın bir soğuk bir mesafeli, içimi dondurdu, lan  kafa ayarımı yapacağına bozuyor. Arkalı önlü de valiumluk bir gençle denk geliyoz randevuda hep. Haftalarca yıkanmayan, saç taramayan,  zorrrlaaa yürüyen, gencecik bir delikanlı. Üzülüyorum o da bozuyo beni iyice. 

   Doktora dedim "çok mesafeliyiz iyi gelmiyor bana" hep de soruyu sana yöneltirlerr heee (tek numaraları da bu ) "sence nasıl olmalı ?" Yahu öpüşelim, sarılalım, demiyorum da . Benden önceki delikanlı öpse bak sorun olur yakınlaşmanız" dedim. İlk seferde çok ağlamıştım,(bu yabancıya neden anlatmak zorundayım kendimi diye). Bi bardak su istedim "git tuvaletten iç, içiliyo" demişti. Daha o gün bırakmalıydım onu ben . Bıraktım sonra, doktoru da ilaçları da. Şimdi Prof. olmuş, kimleri daha çok hasta etmiştir kim bilir :(

   En yakın dostumun, yavaş yavaş müthiş bir nörolog olmasını izlemenin zevkini yaşadım. Upuzun yıllar süren eğitimleri, hiç bitmeyen yenilikleri takip etmeleri , yıpranmaları çok deli bir süreç.Doktorluğu sevmeden yapanlar, kendine de biz hastalarına da yazık ediyorlar. Oysa  keyifle doktorluk yapanlar, Tanrının elidirler benim için .

  Hayatımda olmalarından keyif aldığım Doktor dostlarım sizi seviyorum. Her gün sistem tarafından, şiddete maruz kalıp, 14 mart da, bir gün öpülmeyi red ettiğinizi biliyorum . Ben sizi 365 gün öpüyorum uleynnn iyi ki varsınız ...
      

1 Mart 2013 Cuma

Küçük Kızımı Doğurma Günüm Kutlu Olsun

    Yıl 1994 öğleden sonra dörde doğru mesajı geldi, hemen babayı aradım. Annem telaşlandı , baba telaşla geldi, doğuracak benim bir de onları sakinleştiriyorum he . Manisa'dan İzmir'e gidilecek, yol boyu da "iyiyim bişim yok yanlış alarmdır" dedim durdum .Dostum Gülgün'de yanımda,   benimle doğuma girecek. Çınarlı doğum yeni açılmıştı doktorum orada yapıtırıyordu doğumları, her yer mis gibi ihtimam muhteşem, odamıza girdik . Doktorumuz da geldi ilk muayenemi yaptı başlamış doğum.

    İlk kızım gibi, bu da şakkadak gelmedi, ohhh keyifle aheste aheste hırpalaya hırpalaya geldiler veletler. Epidural belden uyuşturulan doğumlar yeni başlamıştı anlattı doktorumuz , "yok ilki nasıl geldiyse, buna da ayrıcalık yok aynı yoldan gelsin " deyip red ettim. 

   Bizim doktorumuz Kenan'da kankamız olmuştu kafası güzel bir insandı o da ,kendilerine yiyecek bişiler  sölediler  odaya. Beni arada bir yokluyor sancı, muhabbet gırla gidiyor . Keyifle sohbet ediyoruz hepimiz.

   Artık sıklaşmaya başladı sancılar, aldılar ameliyathaneye,  baba kapının dışında kaldı, fenalaştı zaten giremem ben dedi. Gülgün başımda, ben işlem sonrası hemen uyutulmak istediğimden, başımda biri de bekliyor iğne ile.  Meğersem onun bekleme nedeni başkaymış, tersmiş bebek, hemen ameliyata almak için narkozcuymuş tepemdeki.  

   Arkadaş ne şans bendeki de he, yeni hastanede bozuk olan doğum masası bana denk geldi, o anda da bozulmuş olabilir. Sırtını dayayacaksın kuvvet almak için, lak diye geri yatıyo, delirdim ağzıma geleni saydırıyom masaya, tamir etmeyen  teknik ekibe.

   Bana bağırdı doktor bir komutla , bu sefer o sessiz sakin hanımefendi Gülgün'üm dellendi, doktora bağırmaya başladı, "acı çeken arkadaşıma sen nasıl sesini yükseltirsin" diye. Nasıl bir acı çekiyosun ve doğmuyo arkadaş yaa, " tamam o uyuşturmayı yapın anasını satiim" dedim. Doktor " yattığın yerden aşağıya inmen lazım" dedi. Laynnn aşağıya inmek Ağrı'ya tırmanmaktan daha zor o anda, "inemem" dedim.

   Nasıl bir ter atıyorum he, sanırım beden o anda, İtalya turunun en sağlam rampalarını çıkan yarışçılarınki gibi çalışıyor. Tüm kaslar acı ile zımba gibi savaşa giriyor müthiş bir çarpışma yaşıyorsun.

   Hep beraber bağırışıyoruz, doktor bana, Gülgün doktora, ekip bir birine, ben koltuğun arkasına. Bir ara patlayan bir flaş gördüm ve duvardaki saate baktım, sonrası yok. 

   Gözümü açtım laynnn aynı saat Allah boku yedim bitmemişşş diye delirdim,  bitti bitti diyolar, inanmıyom "hani nerede ?" dedim. Sağ yanımda minicik bir yatağın içini işaret ettiler, baktım ve bir çift kocaman kocaman bana bakan göz görünce, resmen tırsıp "bakıyoooo " demişim .

   Gülgün anlatıyor sonradan, daha göbeği kesilmeden fotosunu çekerken patlayan flaşa dönüp, kocaman açıp gözlerini Gülgün'e bakmış. "Dondum kaldım bakışlarına" demişti .  

   Bebek dediğin yorgun korkmuş doğar hep, yahu bu 4 kilo 150 gr 55 santim, az daha duraymış sadece göz olarak doğacakmış, herkesi izliyor, ağlamıyor. Bakındı bakındı devirdi kıçı, bi uyudu sabaha kadar.İlk çocuktan tecrübe ile heh uyanacak heh ağlıyacak diye, tedirgin uyuduk bizde. 

  Her bebek kendi karakteri ile doğuyor, hepsi başka bir ruh olarak var oluyorlar, bunu defalarca tecrübe ettik, hala ediyoruz. 

   Bebeklikleri zor geçti, korkunç gaz sancıları çekerlerdi, oldukları yerde asla uyumadılar, hala uyumamak için her şeyi yapıyorlar.Uzun meşakatli bir yol annelik "değer mi ?" sorusunun yanıtında asla netleşemedim . Ruhumdaki anaçlıkla, doğurmasaydım da evlat edinirdim diye düşünüyorum, düşünmekle eylem arasındaki sorunlarımdan dolayı , ne kadar gerçekleştirirdim bilemem :)

   Küçük kızım, hayatıma kattıklarından dolayı tşk ediyorum, sessiz bir huzur taşıdın bana. Asla yormadın, zorlamadın, incitmedin. Kendi hayatına yürüyorsun, uçmana az kaldı yuvadan. İnsani donanımına hayranım. Merhametine, dünyayı algılayışına, gitarınla çaldığın şarkılarına tapıyorum. İyi ki doğurmuşum dedim diyeceğim yaşadıkça. Beni sürükledin İzmir'e getirdin, yeni bir yaşam sundun tşkler küçük kızım, tşkler koca gözlüm ...     

28 Şubat 2013 Perşembe

Güvenliğimizin İhlali

   İlk güvenlik ihlalim 95 senesi küçük kızımız ateşlenmiş, Manisa'dan Bornova'ya çocuk doktorumuza  gelmiştik, en işlek caddesine arabayı park ettik, çantamı montumun bebek battaniyesinin altında bırakmıştım. Geri döndük kelebek camı kırmışlar, anlamadık önce sonra ayıldık çantam gitmiş.

   Tam orada, aynı hafta iki arkadaşımızın da arabasına aynı şey olmuş. Polis "çantan boş olarak geri gelir" dediğinde. Karakolda bağırmıştım " yahu çantam da deri neden gelsin geriye " diye. Biz eve dönene kadar aradılar çantayı karakolun bahçesine atmışlar "içinde nüfusun varmış " ne sölemedin diye fırça yedik.Giden dönmedi .Sokaktaki güvenlik ve seni koruması gerekenlerden daha güçlü olan hırsızlarla ilk tanışmamızdır.

   İş yerin de  saf su şişesine dönüştürdüğümüz şişelerin içine, pasaklı dağınık Kimya mühendisinin sülfürük asit şişesini unutması ve bende onu yarısına su koyduğum yere, su diye döktüğümde tabanca gibi patlayıp, ellerimi üzerimde ki tüm giysilerimi, ayakkabılarımı delik deşik yakması, "ya gözüme gelseydi" diye kafayı yemem  iş güvenliğimin  ihlalidir.

   Yine küçük kızım ateşli annemin kucağında kızım eczaneden ateş düşürücü aldık. Trafik lambalarının önünden kalkacakken, sarı ışığı kaçırmasın diye gelen kamyon benim tampona takıp sürükleyip kaçmaya çalıştı. Bu da şöför olarak trafikteki güvenliğimin ihlali olarak tarihimdeki yerlerini aldılar. 

   Bunlar üst üste geldi o yıl ve benim zaten yaralı olan güven alanıma büyük darbe vurdu. Darma dağın olduğumdan toparlanamadığımdan  ilk kez psikiyatriste o zaman gittim . Doktor "her biri tek başına travmadır, sen yine de iyi dayanmışsın yardımsız atlatmak zordur" .Bir kadın için  çantasının çalınması ve evine hırsız girmesi tecavüze eş değer bir travmadır demişti. Depresyon ilaçlarını ilk kez o zaman yutmuştum, ne kadar tedavi olduğum tartışılır .Hayatım boyunca hiç kimseye dibine kadar GÜVEN duymadım ben zaten .

  Salı günü İstanbul'da yaşayan büyük kızımızın evine hırsız girmiş. Baba hemen atladı gitti . Benim eski travmalarım hortladı, artık  başa çıkmayı bilsem de . Üzerime yağanları önleyemiyorum. Çocuğumun güvenliği darbelendi diye, dün durup durup ağladım. 

   Küçücük banyo penceresinden girmiş, cüce değilse küçücük bir çocuk olmalı , hayli ince olması şart yüksek tavanlı duvarlara ayak basacak yerler kazımışlar epey uğraşılmış girmek için. Ne varsa almışlar çantalara koyup  iple aşağıya sallamış. 

   En çok hard diskine üzüldü içi yanmış yavrumun. Tüm seyahatlerinin fotoları, filminin kamera arkası fotoları içindeydi. Anılarını çaldılar, tam da buradan vuruldu, yarası geçmez sadece kabuk bağlar.Keşke ulaşılabilse de geri satsalar. İzmir'de olsa belki bulunur hırsıza ulaşım yolu ama Beyoğlu kaosun göbeği imkansız .

   Bu kadar olayın içinde en çok bu işi yapanın çocuk olduğunu düşündüğüm anda "ay yüksek tavan üçüncü kat bir düşse ölürdüüü" diye hırsız çocuğa üzüldüm. Küçük kızım da "kapitalizmin vahşileşmesi işte bu, inşallah fakir biridir çalan,  çetelere çalıştırılan çocuklardan değildir" dedi .Büyüğün yorumlarını bilmiyorum, haklı olarak çok öfkeli, polise de çok zor ulaşmışlar, defalarca arayarak ulaşılamaması da güvenlik darbesini katladı.

    Ülke olarak, her gün basın yoluyla bize ulaşan güvenlik ihlallerinden, mutsuz, huzursuz, korku içinde yaşayan  insanlara dönüştük. Adaletin yaşamın hiç bir alanında güveni sağlayamaması, kaosu felakete dönüştürüyor . Başımıza gelen küçük ihlaller o yüzden bizi daha derinden çarpıyor. Yaşamımızın hiç bir alanında "güvende" değiliz duygusuyla vuruyor.

   Hayatın bu güven kısmı hepimizi çok yormuştur, yormaya devam edecektir, sonsuz sayıda anı vardır bu konuda hepimizde. Yaralarımızı tedavi edip devam edeceğiz yaşamaya, izi hiç silinmeyecek, her başka olayda onlarda sızlayacak ne yazık ki .  

   Arkadaş biz valla ne güzel insanlarız ya , kafamız da fazla güzel . "Çok başarılı bir çalışma,  sağ salim soydun, aman çocuumm sana bişi olmasınnn"  deyip madalya takacak insanlarız :)

       

21 Şubat 2013 Perşembe

Bizim Dişçilerimiz

   Dün sabah kahvaltısı için Gülay'ımla Alsancak'ta buluştuk. SGK'nın kordonda lokali varmış manzara şahane temiz şık bi yer kahvaltılıkları on numara değil kurum kimlik kartınızla giriliyo bilginiz olsun. Sokağa çıkmanın bana zor geldiği zamanlardayım. 

   Ama Gülay için çıktım beni Manisa'dan geldiğim bu şehirdeki (ev bulmam da onun desteği olmadan imkansızdı ) beş yılımda dostluğuyla hiç yalnız bırakmadı. Sadece benim için geldi defalarca, saatlerce dinledi sohbet etti moral verdi, yeri özeldir gönlüm de . 

   Havada güneşlikti yürüyüşler yaptık, mağazaları didikledik, saatlerce hiç durmadan konuştuk. Onu bindirdim otobüse erken gidince, dişçilerimiz de yakında bi uğrayıp belki uygunlarsa bi baksınlar protezim oynuyo deyip çaldım kapılarını.

  On beş yıllık dişçilerimiz Ümran ve Kaan evliler, birlikte çok iyi bir ekipler.  Sohbetleri şahanedir, sosyal sorumluluk duyguları geniş, aydınlık yüzlü çağdaş bir çift güzel insan .Yemekler yerdik birlikte çok güldük daha da çok gülelim inşallah.

   Ege 3 Sıla 12 yaşındaymış tanıştığımızda . Biz Manisa'dan onlara gezmeye gelir gibi süslenir püslenir gelirdik. Çocuklarımızın bu gün dişçi korkusu yoksa, tamamen onların eseridir. Hala ne yapacaklarını uzun uzun anlatırlar, tır tır edecek zır zır edecek diye aletlerin seslerini taklit ediyorlar çok da başarılılar, harbiden tiyatro da yapıyorlar vallaa . 

   Benim dişe o anlık boşlukta baktı sökülmesi lazım, köprü kırılabilir, alttaki diş kopa bilir.Diye uzun uzun anlattı hep anlatırlar, korku filmi gibi hafiften bir müzik çalmaya başlar içinde, gerilirsin. Tamam aç dedim, kasıldım, açtı çok  şükür kırılmadı köprü ,yırttım. Birinci aşamayı atlattım."Dolgusuz bırakılamaz" dedi, işi de çok yoğun "git üç saat sona gel" dedi .  

   Çıktım bir saat dolaştım, sona Cinatı'na uğradım, bi kahve içtim Ahmet'imi özlemişim sohbet ettik. Orayı o kadar evimiz gibi hissetmişiz ki, hesabı ödemeden ayrıldım kafaya bak , Sona öderim ama kendime çok şaştım :)

    Geldim geri,içerisi kalabalık, elemanları Orkide'yle de lafladık. Gencecikti, yıllar içinde  evlendi, anne oldu, işine ara vermişti, bebeği büyüttü döndü.Ben bu uzun yıllara dayanan yakınlığı seviyorum dişçimden cevizcime balıkçıma domatesçime kadar. Ara bi boşluğun da Ümran'la süt içip lafladık süt içilen dişçi ne güzel demi :)

    Oturdum koltuğa, yine anlattı, "diş kötü görünüyor açarım, muhtemelen kanal tedavisine gider", haydaa gerilim müziği tempo arttırarak beyni doldurdu. Dayanamadım "yahu aynı Şerif gibisin, önceden tüm olumsuzlukları anlatıp, eşşeğimi kaybettiriyorsun, sona da bulunca deli gibi seviniyom. Baştan bu kadar olumsuzluk anlatma "dedim. Gerildim rahatladım, gerildim rahatladım . Eşşek itina ile kaybedilip bulundu. Erkek milleti anam bunların hepsi bu model :)

   Dişimin sinirleri bir süre daha idare edecek güçte çıktı, doldurdu . Protezimi geçici taktı, çıktım vedalaşıp. Eve gelmek için vapur saatine de yanlış bakınca yarım saatte orada kaybettim. Eve geldiğimde saat 21 di, 12 saat sokakta kalmışım senelerdir bu kadar uzun dışarıda kalmamıştım.  

   Günün dört mevsim havası, dönerken titredim resmen. Üzüldüm de diş başıma uzun iş çıkacak diye.Dizim ağrıyor, acaip yorgunum, üşüyorum, kıpırdayamadım gece boyunca. Benim yaşıtlarım zımba gibi çalışıyorlar hala, ben bir günde devrildim. 

   Kendimi beğenmedim ev kadını da değilim öyle on numara , altın günü bile yorucu sıkıcı gelir. Nolcak benim sonum. Huzur evine kaç yaşında alıyolar lan, alırlar mı beni ki. Valla oradan başka bi tek yer kalıyo selvilerin altı , off  erken demi daha oraları için, hadi bee söleyin "erken erken "deyin :)   



   

19 Şubat 2013 Salı

İkinci Bahar Hakları

   Bundan 40 yıl önce insanlar bir kere evlenir, kocan ölse, boşansan evlenmek yakışık almazdı, ayıplanırdı. Hele çocukları varsa kadının "boyunca çocukları var" denir cık cıklanırdı.

   Erkek karısı ölürse çocuklarına bakacak kimsesi yoksa evlendirilir. Ama derin hüzün olurdu o evlerde. Çocuklar sessiz, kadın kahkahasız olurdu. Aklımda böyle kalmış çocukluğumdan . Hatta en çarpıcı iki evlilik mıh gibi kaldı aklımda.

    Biri gelin geldiği mutlu olduğu koca ailesiyle yaşayan sokak bilmeyen güzel kadındı bir de oğlu olmuştu huzur içinde yaşıyorlardı. Erkek 3. yıllarında trafik kazasında öldü. 2 yaşındaki bebekle bir daha o evden ayrılmadı. Oğlunu büyüttü Doktor oldu oğlu . O boylu boslu kadının hayatı üç yıllık evlilikle bitti.

   Diğeriyse kaynana beğenip seçip aldı o da dalyan gibi çok güzel kızdı, ne düğünler yapıldı oy oy. Damat evi 5-6 ay sona terketti "sen kendin için aldın gelini sizi başbaşa bırakıyorum " deyip çıktı gitti. O gidiş asla dönmedi boşanmadı da anasının onaylamadığı sevgilisine dönmüş, ölünceye kadar onunla kaldı. Valla ayrılmadı hiç Vacidanımla gelin, çocuğu da olmamıştı. Vacidanım öldükten sona, oğul da göçünce, evlendi diye duydum gelini umarım mutludur .Paramıydı sorun yoksa başka nedenler mi vardı hiç öğrenemedik.

   Annemle babam korkunç bir evliliği 33 yıl sonra bitirmişlerdi. En küçük çocuk bendim 17 yaşımdaydım. Hepimiz annem ile yaşadık . Babam, ninemin dedemin evine dönmüştü. Evlendi o daha sonra.

   Annem evlenmedi, aklından bile geçirmedi. Güzel bir kadındı.Daha 50 yaşındaydı. Bu akşamki dizide ikinci baharında, aşık olup evlenen kadını görünce, anneme ışınlandım . Çok isterdim bir kere aşık olup, derin muhabbet edeceği, bir erkekle geçseydi ömrünün son yılları. Kaç kez "izin ver kendine, sev birini evlen git, bu oğlanların sorunları bitmez" demiştim .

   Tuaf bir yanıtı olmuştu "başkasının yorganları altına giremem bu yaştan sonra" demişti. Yatağına değil yorganına, bu akşam düştü bu aklıma çok hüzünlendim .Bir yandan 40 yılda çok şeyin değiştiğini fark ettim. Dalga geçiyoruz evlenme proğramları ile ama, orta yaş üzeri yaşlılar daha çok evlenmek istiyor. Bu beni mutlu ediyor, kendilerine yeni bir hayat kurmaya ortaya çıkıyorlar.

   Umarım benim annemde platonik bile olsa aşık olmuştur, içini hoplatan çıkmıştır, bilmediğim bir yaşanmışlığı olmuştur.Keşke dobra dobra yaşayabilseydi keşke.İkinci bahar yaşayanlar arttıkça mutlu oluyorum. 

   Hayatlarının mutsuz gidişatına dur diyen herkesi takdir ediyorum, yeni hayat inşaa edenlere hayranım. Çocukluğumda birde esprisi vardı cuma namazından dönen erkekler dul analarına, imam dedi üç kere sormak zorundayım deyip "ana koca istiyon mu? Ana koca istiyon mu? Ana koca istiyon mu ? diye sorarlardı. Anne de zevzek, amannn deli derdi . Kahkahalar kopardı 
   
    Siz de ananız dulsa sorun bu cuma, çok sevapmış valla öyle derlerdi :))